resim yükle

EINSTEIN’IN BEYNİ

Yazar: KPLN! Ekim - 7 - 2008 Yorum Yap

20. YÜZYILIN BİLİM ADAMI EINSTEIN’IN BEYNİ 240 PARÇAYA BÖLÜNEREK İNCELENDİ.

20.yüzyılın odamı Albert Einstein’nin 40 yıldır kavanozda bekleyen beyni üzerinde yapılan bir araştırma, Einstein’nin beyninin bir bölümünün anormal geliştiğini gösterdi. Einstein sağlığında beyin üzerinde çalışmalar yapıyordu ve bir biyografisinde ölümünden sonra kendi beyninin de incelenmesini istediğini yazmıştı. Ama şüphesiz beyninin başına ne geleceği aklının ucundan bile geçmemiştir. Einstein öldüğünde otopsiyi yapan doktor Thomas Harvey, bu sırada beyni yerinden çıkardı ve bir kavanozun içine koydu. Dr. Harvey beyni incelemek için Einstein’in ailesinden önceden izin almıştı. Harvey beyni 240 parçaya bölerek incelemeler yaptı. Fakat bu incelemeleri hiçbir yerde yayınlamadı.

Harvey 1996′da Amerikan McMaster üniversitesine gidip araştırmacıların Einstein’ın beynini incelemek isteyip istemeyeceklerini sordu. Bu araştırmacılar Harvey’i kesinlikle daha önceden tanımıyorlardı. Araştırma ekibinin başkanı Sandra F. Witelson, Harvey’in Einstein’a otopsi yapan patolog olduğunu öğrendiğinde teklifini hemen kabul etti. Harvey beynin birkaç parçasını bu araştırmacılara verdi.

Einstein’ın beyni McMaster üniversitenin beyin bankasındaki beyinlerle kıyaslandı. Araştırma sonuçlarında Einstein’m beyninde beynin çalışmasını sağlayan oligopdendroglia’nın daha çok bulunduğu tesbit edildi. Einstein’ın beyninde bulunan normalden farklı özellikler onun neden üstün bir fizik bilgini olduğunu açıklıyor. Einsteüin’in beyninin alt parietal bölgesi normal bir beyinden %l 5 oranında daha geniş. Bu genişliğin sebebi parietal bölgedeki bir yarığın beynin normalden farklı şekilde oluşmasını sağlaması. Bu sayede beyin hücreleri ve nöronlar birbirleriyle daha iyi bağlantı kurabiliyor ve daha kolay beraber çalışabiliyor. Bulguların Einstein’in neden bir matematik dehası olduğunu açıkladığını düşünüyorlar; zira Einstein’ın beyni genel olarak diğer beyinlere benziyorsa da, beynin matematiksel düşünce ve boyutlu, hareketli düşünebilme yeteneğinin kontrol edildiği merkez Einstein’da normal beyinlere göre çok daha büyük, ingiliz bilim yayın organı The Lancet’a konuşan, araştırma heyetinin başkanı Prof Sandra VVitelson, “Einstein’ın beyninde tesbit ettiğimiz sıradışı anatomi onun nasıl farklı düşünebildiğini açıklıyor.

Einstein kendi bilimsel düşünme sistemini ‘Kelimelerin pek bir fonksiyonu yoktur” sözleriyle anlatırdı. O, kelimeler yerine görsel boyutla ilgiliydi ve şekillerle düşünürdü” diyor. Einstein’ın beyni 35 erkek ve 56 kadınınkiyle kıyaslandı. Bu insanların ortalama zekâ seviyesi M 5. Bu beyinlerin sahipleri arasında şarkıcılar, mimarlar ve işçiler gibi değişik gruplardan insanlar var. Einstein’ın beyninde parietal bölgedeki farktan başka herhangi bir fark yok. Einstein’ın beyni diğer beyinlerle kıyaslandığında aynı ağır/ıkta. Aşağıdan yukarı ve önden arkaya ölçüldüğünde de hiçbir fark yok. Wiltelson araştırma sonuçlarında zeki olmak için büyük bir beyne gerek olamadığının ortaya çıktığını söylüyor. Araştırmalarda Einstein’ın çok üst bir zekâya sahip olmasının 2 sebebi olduğu belirtiyor: Einstein’ın beyninin aşağı bölgelerinin %15 oranında daha geniş olması ve Sylvian çatlağı denilen yarığın daha az olması. Sylvian çatlağı beynin yanında bulunuyor, doğuştan geliyor ve gelişimle değişmiyor. Einstein küçükken kafası doğumdan hemen sonra biçimsiz olduğu ve konuşması geç geliştiği için annesini çok endişelendirmiş. 3 yaşında konuşmaya başlamış ve bu yaştan sonra da konuşma zorlukları çekmiş. Dr. Witelson, Einstein’ın beynindeki farklılığın nereden kaynaklandığını bilmemekle birlikte genetik olduğuna inanıyor. Beyni araştırmalar için McMaster Üniversitesi’ne götüren Dr. Harvey’in özellikle McMaster üniversitesini seçmesinin sebebiyse araştırma ekibinin başkanı Dr. Witelson’ın 1982′de oluşturmaya başladığı beyin bankası. McMaster Ûniversitesi’nin beyin bankasında bulunan beyinlerin sahipleri ölmeden önce tam amlamıyla bir zekâ ve yetenek testinden geçirilmiş ve yaşlara göre kategorize edilmiş oluyor.

İLGİNÇ BİR NÜKTE: Einstein aktif profesörlük yaparken bir öğrencisi ona sordu: Bu seneki sorular geçen seneki soruların aynısı?”

“Doğru!” dedi yaşlı adam ve ekledi, “Ancak bu sene bütün cevaplar farklı!”

Kaynak: http://www.egitimim.com

Etiketler: , , ,

İşte gizli teknoloji

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 Yorum Yap

gizli teknolojiBilim adamları yarının dünyasında kullanılacak teknolojileri geliştirmek için olağanüstü bir canlıdan yardım alıyor. Axolotl adındaki bu hayvanın özellikleri insanın en çılgın hayallerini bile aşıyor Yakında elektrikli otolar, genetik tarım ve biyoteknoloji temelli çok sayıda ürün hayatımızda yer almaya başlayacak.

Hangi teknolojiler yeni ürünlerin önünü açacak? Acaba bu teknolojileri ilk önce kim keşfedecek. İşte geleceğin teknolojilerini geliştirmek isteyen bilim adamları yarının dünyasını tasarlamak için laboratuarlarda harıl harıl çalışıyor. Uzmanlar bu çalışmaları esnasında eski çağlardan kalma bir yaratıktan, “Axolotl” adlı bir hayvan dan faydalanıyor. Meksika ve Peru gibi ülkelerde yaşayan bu canlı sıradan insanlar tarafından pek fazla ilgi görmese de Axolotl günümüz bilim adamlarının süper starı durumunda. Zira bu 25 santim boyundaki balık çok önemli bir özelliği var: Axolotl’un iç organları veya uzuvları herhangi bir kayıp halinde kendiliğinden gelişebiliyor. Örneğin genellikle göl ve nehir kıyılarında yaşayan bu hayvan bir saldırı sonrası kuyruğunu veya bacağını kaybedecek olsa yalnızca 2-3 hafta içerisinde kaybettiği uzvu yeniden ve aynı önceden olduğu gibi yeniden yerine geliyor. Hem de herhangi bir yara izi dahi olmaksızın!

AKVARYUMDAKİ MUCİZE!
İşte günümüz bilim adamları Axolotl’un bu özelliğini insanlara da aktarmak istiyor. Eğer hayvana bu özelliği katan mucize protein bulunur ve insan vücudu için kullanılabilir hale getirilirse kaza sonucu uzvunu yitirmiş olan insanlar için yeni bir hayat başlayacak. Ayrıca kalp krizi sonrası kaybedilen kalp kasları yeniden çalışır hale gelebilecek. Aynı şekilde beyinde meydana gelen sinir tahribatı sonucu oluşan Alzheimer ve Parkinson gibi rahatsızlıklar da sinirlerin önceki sağlıklı hallerine geri döndürülmesi sayesinde ortadan kaldırılabilecek. Yapılan yorumlara göre ‘yenileme metodu’ olarak adlandırılan bu devrimsel tıp teknolojisinin başarıyla hayata geçmesi durumunda sağlık alanında olduğu gibi ekonomik anlamda da büyük fırsatlar doğacak. Araştırma şirketi Cap Gemini’nin tahminlerine göre yeniden üretilebilen insan hücresi ve organ teknolojisi 2012 yılına kadar başlı başına 200 milyar dolarlık, şu an var olmayan yeni bir ekonomik sektör oluşturabilir. Ancak gelecekle ilgili yenilikler şüphesiz yalnızca tıp sektörüyle sınırlı olmayacak. Yarının teknoloji ve ekonomi dünyasına yön verecek yeni teknolojiler daha şimdiden laboratuarlarda geliştirilmeye başlandı bile. Ancak bilinmeyeni araştırmak hiç kolay değil. Buluşların ekonomik olabilmeleri için kısa zamanda bir sonuca ve bir ürüne dönüşmesi gerekiyor.

ELEKTRİKLİ OTOLARIN DÖNEMİ
Örneğin birçok gelişmenin temelinde bulunan ve karmaşık hesapların yapılmasını mümkün kılan bilgisayar teknolojisinde de gelişmeler devam ediyor. Yapılan hesaplara göre Mevcut silikon teknolojisi 10- 20 yıl daha kullanılacak. Bu teknoloji yardımıyla son 40 yıldan beri her iki senede bir yeni işlemciler piyasaya çıkıyor ve eski nesil işlemcilerin iki katı performans veriyor. Şirketler ve ev kullanıcıları bu ürünleri alarak sektörün canlı kalmasını sağlıyordu. Peki bu teknolojiden sonra ne gelecek? Mühendisler başta silikon kristalleri ve kuantum olmak üzere yeni nesil bilgisayarlarının temellerini şimdiden atmaya başladı. Bu arada otomobil üreticileri de hızla artan rekabet baskısına karşı koyabilmek için yeni çözümler arıyor. Hızla artan benzin fiyatları ve sera etkisi üreticileri yeni teknolojiler geliştirmeye zorluyor. Diğer bir ifadeyle daha az benzin kullanan, hatta mümkünse hiç benzin kullanmayan, ve çevreyi hiç kirletmeyen araçlar gerekiyor. Avrupa Komisyonu, üreticilerden 2008′e kadar araçlarını çevreye saçtıkları zararlı gazları dörtte bir oranında azaltmalarını istedi. ABD’nin Kaliforniya Eyaleti yönetimi ise 2006 yılı sonu itibariyle satılacak otomobillerin sıfır çevre emisyonuyla yani elektrikli araçlar (hibrid) olmasını istiyor. Aynı eyalet aldığı bu karar yardımıyla 2009′a araçların çevreye yaydıkları kirli gazları yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyor.

DOMATES İLAÇ OLACAK
Aynı şekilde ilaç sektörü de büyük enerji tüketimine yol açan üretim metotlarından vazgeçmek zorunda. Sektöre gelecek için umut veren yeni teknolojilerin başında ise “yeşil” genetik uygulaması geliyor. Bu sisteme göre başta sebze ve meyve olmak üzere bitkilerin genetik yapısı değiştirilerek insan üzerinde ilaç etkisi yapması sağlanacak. ‘Pharming” adı verilen bu yeni teknoloji ile birlikte bilim adamları farklı bir tür tarım sanayisinin de temelini atmış olacak. Ancak bu konuda çevreci kuruluşların itirazları da yok değil. İlaç sanayisinin mücadele ettiği bir diğer konuda korsan ürünler. Sektör bu yüzden her yıl milyarlarca dolar kayba uğruyor. Ancak üreticilerin bu sıkıntısına çözüm olarak ise yine bilişim teknolojisi yetişiyor. Kısaca RFID Radio Frequenz Idendifikation) adı verilen bu akılı etiketler korsan ürün konusuna çözüm olabilecek niteliklere sahip. Şu sıralar Avrupa’da büyük perakende zincirlerinde kullanılan RFID ürünlerin üretim aşamasından market rafına kadar uzanan zaman içerisinde geçirdiği tüm evrelere dair bilgileri tüketiciye sunuyor. Bu bilgiler üretici firma tarafından hazırlanan kodlarla akıllı etiketlere yüklendikleri için kopyalanmaları da mümkün olmuyor. Tüm bunlar biraz abartılı geliyorsa yazının başındaki Axolotl’u düşünün. Doğa aslında hiçbir şeyin imkansız olmadığını çeşitli örneklerle bize gösteriyor. Geriye kalan ise insanların bunların şifresini çözerek silah yerine fayda sağlayıcı ürünlere dönüştürmesi.

Etiketler: , , , , , ,