resim yükle

Pentagondan İnciler

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 Yorum Yap

askeri teknolojilerPentagon yeni teknolojiler üzerinde gizli çalışmalar yürütüyor. Yıllar önce Pentagon’un finanse ettiği ‘ölümcül ışın’ araştırmaları bugün kullandığımız mikro dalga fırınların ve lazerli göz ameliyatlarının doğmasına yol açmıştı. Peki son zamanlarda üstünde çalışılan çok gizli askeri projeler neler? Bu projelein gündelik hayatamıza etkileri nasıl olabilir? İşte ayrıntılar;

ROBO-KATIR

Arazi muharebeleri sırasında yük hayvanı olarak zaman zaman kulllanılan katırların ortalma askeri teçhizat 45 kilo ağırlığında . Üstelik idaresi de her zaman o kadar kolay değil. Pentagon’da ki subaylar , işlevi ve enerjisi daha çok olacak yeni bir alternatif üzerinde çalışıyor şu sıralar. Askerleri hemen her koşulda takipedebilecek Robo-Katır, aynı zamanda mobil bir iletişim merkezi ve güç kaynağı olarak görev yapacak. Geliştirilmeye çalışılan cihazın 4 ayak üstünde en hızlı hareket edebilen robot olması ve toz, tepe, çukur vs. gibi hiç bir arazi koşulda etkilenmeden hareket edebilmesine özellikle önem veriliyor.

Peki Bize Robo-Katır bize neler kazandıracak?

ROBO-KATIR için bir takım sivil görevler türetmek mümkün.Örneğin kamp malzemelerinizi taşıyabilir. Dağ tepe gezerken dünya ile iletişimimizi sürdürerek güvenliğimizi sağlar hatta ısıtıcı ve yön gösterici olarak çalışır. Aydınlanma ve mobil cihazlar için şarj kaynağı olarak da bir hayli iş görür.

Süper ince radar dalgaları

Biz zamanlar ormanlık bölgelerde düşmen tanklarını tespit etmek için geliştirilen milimetrik dalga radarı artık askeri personelin güvenlik tarması için kullanılıyor. Çok kısa olan dalga boyu ile kumaşı geçip insan vücudunu inanılmaz netlikte detayları ile ekrana yansıtıyor. Hava limanlarındaki üstün körü taramalardan söz edilmiyor burada. Buradaki olay resmen pornografik ayrıntılara kadar girebilmekte. Milimetrik dalgalar sadece metal ve insan teninden geçemiyor.Dolayısı ile bedenin herhangi bir yerinde gizli bıçak, ateşli silah veya bubi tuzaklarını hatasız tespit ediyor.

Peki Süper ince radar dalgaları bize neler kazandıracak?

Bu tür süper -tarayıcıları pek yakında cezaevlerinde ve karakollarda görebiliriz. Böylece güvenlik işlemleri hem daha hızlı hem de daha firesiz olacak. Tüm vücut kontrolleri esnasında oranızı buranızı mıncıklayan elemanlar da sizden uzak olacak.

Sessiz konuşma

Pentagon’un ilgili departmanları ‘non-acustik’ (yani akustik olmayan) bir mikrofana son rötuşları yapmakla meşkul. Esasen çok gürültülü ortamlarda kullanılmak üzere tasarlanan sistem ses dalgaları yerine sinir ve kaslardaki elektirik akımını ve değişimleri algılıyor. Dolayısı ile yüksek sesle konuşmak yerine ağız ve gırtlağınızı konuşuyormuş gibi hareket ettiriyorsunuz ve özel kulaklık takan şahıslarda siz gırtlağınızı patlatmadann edediğinizi duyabiliyor. Kalabalık bir ortamda biri ile çok gizli bilgileri sözlü olarak paylaşmak zorunda olduğunuz durumlar için ideal.

Peki Sessiz konuşma bize neler kazandıracak?

Etrafımızdakiler duymadan cep telefonumuzla konuşabiliriz. Birinin arkasından konuşma kavramı da tarih olur.Artık yüzüne baka baka birini çekiştirebiliriz.

Süper soğutmalı giysi

Tam teşşekküllü arazi kıyafetleri veya anti- kimyasal tulumlar içindeyken havalandırmalar bir işe yaramaz çöl operasyonları ile sağa sola barış getirme derdinde olan ABD Savunma Bakanlığı durumun ciddiyetini daha iyi fark etmiş olacak ki giyisiye dahil edilmiş kişisel soğutma sistemi geliştirdi.İççamaşırının altına veya üstüne giyilebilecek özel fanilanın örgününde içinde soğuk su dolanan incecik tüplerden müteşekkil bir ağ bulunuyor. Bu özel giyisilerin ilk denemelerini yapan helikopter pilotları çöl sıcağında bile normalden üç kat daha fazla uçuşta kalabildiklerini ve performanslarının çok yükseldiğini rapor etmiş.Son rötuşları yapılan modelde rahatlık için hemen her şey bulunuyor. Ve giyeni 8 saat süreyle serinletebiliyor.

Peki Süper soğutmalı giysi bize neler kazandıracak?

Spor yaparak ter atmak iyi bir şey olsada özellikle yaz sporları ile uğraşanlar için çok kullanışlı olacağı söylenebilir. 40 derece sıcak altında çalışmak zorunda kalanlar için bulunma nipet.

8 mach uçak

ABD Hava Kuvvetleri filosu 2025 yılında tamamen yenilendğinde , uçakların bir kısmını Kuzey Amerika’dan kalkıp dünyanın herhangi bir yerine bomba yağdırabilecek özel savaş uçakları oluşturacak. Çünkü üstünde çalışılan yeni uçağın hız tavanı 8 mac. Bu inanılmaz hıza ulaşmasını sağlayan motor tipine ’scramjet’ ya da ’süpersonic yanmalı dinamik basınçlı jet ‘ adı veriliyor. Bu hızla operasyon yaparken kullanılacak bombalarda doğrudan çarpma tesirli dev, sivri ve savaş başlıksız füzeler. Korktunumuz mu…

Peki 8 mach uçak bize neler kazandıracak?

Doğrudur kazanç kavramı savaş ile yan yana hoş durmuyor . Ama olayı ileri teknolojinin nipetleri gözü ile bakmak için kendimizi zorlarsak, bu denli hızlı bir uçak motorunun sivil havacılıkta çok faydalı olabileceğine inanabiliriz. İstanbul-Newyork arası uçuş süresi bir buçuk saate inecek…

Konuşkan robo-pilotlar

Yapay zeka olaylarını irdeledikçe Pentagon’un bu alanda dünya lideri olduğunu kabul etmekten başka şansımız kalmıyor. Bilhassa konuşan bilgisayarlar söz konusu olduğunda ise Pentagon’un akıllara zarar sidekick prototipi öne çıkıyor. İnsansız ve bilgisayarlı bir savaş uçağı olan Sidekick, insanlı uçaklarla yanyana uçup onları izleyebiliyor. Uzaktan sesli talimatları yerine getirebiliyor keşif ve operasyonlar katılıp bağlı bulunduğu merkeze sürekli bilgi akışı sağlıyor. Üstelik yanında ikinci pilotu da mevcut.

Peki Konuşkan robo-pilotlar bize neler kazandıracak?

Sidekick projesinde kullanılan bilgisayarların tüm taşıt araçlarında kullanılması yol güvenliğini tavana vurdurabilir. Ayrıca ev kontrol sistemlerine eklenerek sahibinin sesini dinleyen , bir dediğini iki etmeyen bir siber kahya görevi görebilir. Siz yine de adını HAL koymayın ne olur ne olmaz.

Not: İleri teknolojiler hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız bu satırların yazarı David Hambling’in Weapons Grade isimli kitabına göz atabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , ,

İşte gizli teknoloji

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 Yorum Yap

gizli teknolojiBilim adamları yarının dünyasında kullanılacak teknolojileri geliştirmek için olağanüstü bir canlıdan yardım alıyor. Axolotl adındaki bu hayvanın özellikleri insanın en çılgın hayallerini bile aşıyor Yakında elektrikli otolar, genetik tarım ve biyoteknoloji temelli çok sayıda ürün hayatımızda yer almaya başlayacak.

Hangi teknolojiler yeni ürünlerin önünü açacak? Acaba bu teknolojileri ilk önce kim keşfedecek. İşte geleceğin teknolojilerini geliştirmek isteyen bilim adamları yarının dünyasını tasarlamak için laboratuarlarda harıl harıl çalışıyor. Uzmanlar bu çalışmaları esnasında eski çağlardan kalma bir yaratıktan, “Axolotl” adlı bir hayvan dan faydalanıyor. Meksika ve Peru gibi ülkelerde yaşayan bu canlı sıradan insanlar tarafından pek fazla ilgi görmese de Axolotl günümüz bilim adamlarının süper starı durumunda. Zira bu 25 santim boyundaki balık çok önemli bir özelliği var: Axolotl’un iç organları veya uzuvları herhangi bir kayıp halinde kendiliğinden gelişebiliyor. Örneğin genellikle göl ve nehir kıyılarında yaşayan bu hayvan bir saldırı sonrası kuyruğunu veya bacağını kaybedecek olsa yalnızca 2-3 hafta içerisinde kaybettiği uzvu yeniden ve aynı önceden olduğu gibi yeniden yerine geliyor. Hem de herhangi bir yara izi dahi olmaksızın!

AKVARYUMDAKİ MUCİZE!
İşte günümüz bilim adamları Axolotl’un bu özelliğini insanlara da aktarmak istiyor. Eğer hayvana bu özelliği katan mucize protein bulunur ve insan vücudu için kullanılabilir hale getirilirse kaza sonucu uzvunu yitirmiş olan insanlar için yeni bir hayat başlayacak. Ayrıca kalp krizi sonrası kaybedilen kalp kasları yeniden çalışır hale gelebilecek. Aynı şekilde beyinde meydana gelen sinir tahribatı sonucu oluşan Alzheimer ve Parkinson gibi rahatsızlıklar da sinirlerin önceki sağlıklı hallerine geri döndürülmesi sayesinde ortadan kaldırılabilecek. Yapılan yorumlara göre ‘yenileme metodu’ olarak adlandırılan bu devrimsel tıp teknolojisinin başarıyla hayata geçmesi durumunda sağlık alanında olduğu gibi ekonomik anlamda da büyük fırsatlar doğacak. Araştırma şirketi Cap Gemini’nin tahminlerine göre yeniden üretilebilen insan hücresi ve organ teknolojisi 2012 yılına kadar başlı başına 200 milyar dolarlık, şu an var olmayan yeni bir ekonomik sektör oluşturabilir. Ancak gelecekle ilgili yenilikler şüphesiz yalnızca tıp sektörüyle sınırlı olmayacak. Yarının teknoloji ve ekonomi dünyasına yön verecek yeni teknolojiler daha şimdiden laboratuarlarda geliştirilmeye başlandı bile. Ancak bilinmeyeni araştırmak hiç kolay değil. Buluşların ekonomik olabilmeleri için kısa zamanda bir sonuca ve bir ürüne dönüşmesi gerekiyor.

ELEKTRİKLİ OTOLARIN DÖNEMİ
Örneğin birçok gelişmenin temelinde bulunan ve karmaşık hesapların yapılmasını mümkün kılan bilgisayar teknolojisinde de gelişmeler devam ediyor. Yapılan hesaplara göre Mevcut silikon teknolojisi 10- 20 yıl daha kullanılacak. Bu teknoloji yardımıyla son 40 yıldan beri her iki senede bir yeni işlemciler piyasaya çıkıyor ve eski nesil işlemcilerin iki katı performans veriyor. Şirketler ve ev kullanıcıları bu ürünleri alarak sektörün canlı kalmasını sağlıyordu. Peki bu teknolojiden sonra ne gelecek? Mühendisler başta silikon kristalleri ve kuantum olmak üzere yeni nesil bilgisayarlarının temellerini şimdiden atmaya başladı. Bu arada otomobil üreticileri de hızla artan rekabet baskısına karşı koyabilmek için yeni çözümler arıyor. Hızla artan benzin fiyatları ve sera etkisi üreticileri yeni teknolojiler geliştirmeye zorluyor. Diğer bir ifadeyle daha az benzin kullanan, hatta mümkünse hiç benzin kullanmayan, ve çevreyi hiç kirletmeyen araçlar gerekiyor. Avrupa Komisyonu, üreticilerden 2008′e kadar araçlarını çevreye saçtıkları zararlı gazları dörtte bir oranında azaltmalarını istedi. ABD’nin Kaliforniya Eyaleti yönetimi ise 2006 yılı sonu itibariyle satılacak otomobillerin sıfır çevre emisyonuyla yani elektrikli araçlar (hibrid) olmasını istiyor. Aynı eyalet aldığı bu karar yardımıyla 2009′a araçların çevreye yaydıkları kirli gazları yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyor.

DOMATES İLAÇ OLACAK
Aynı şekilde ilaç sektörü de büyük enerji tüketimine yol açan üretim metotlarından vazgeçmek zorunda. Sektöre gelecek için umut veren yeni teknolojilerin başında ise “yeşil” genetik uygulaması geliyor. Bu sisteme göre başta sebze ve meyve olmak üzere bitkilerin genetik yapısı değiştirilerek insan üzerinde ilaç etkisi yapması sağlanacak. ‘Pharming” adı verilen bu yeni teknoloji ile birlikte bilim adamları farklı bir tür tarım sanayisinin de temelini atmış olacak. Ancak bu konuda çevreci kuruluşların itirazları da yok değil. İlaç sanayisinin mücadele ettiği bir diğer konuda korsan ürünler. Sektör bu yüzden her yıl milyarlarca dolar kayba uğruyor. Ancak üreticilerin bu sıkıntısına çözüm olarak ise yine bilişim teknolojisi yetişiyor. Kısaca RFID Radio Frequenz Idendifikation) adı verilen bu akılı etiketler korsan ürün konusuna çözüm olabilecek niteliklere sahip. Şu sıralar Avrupa’da büyük perakende zincirlerinde kullanılan RFID ürünlerin üretim aşamasından market rafına kadar uzanan zaman içerisinde geçirdiği tüm evrelere dair bilgileri tüketiciye sunuyor. Bu bilgiler üretici firma tarafından hazırlanan kodlarla akıllı etiketlere yüklendikleri için kopyalanmaları da mümkün olmuyor. Tüm bunlar biraz abartılı geliyorsa yazının başındaki Axolotl’u düşünün. Doğa aslında hiçbir şeyin imkansız olmadığını çeşitli örneklerle bize gösteriyor. Geriye kalan ise insanların bunların şifresini çözerek silah yerine fayda sağlayıcı ürünlere dönüştürmesi.

Etiketler: , , , , , ,

Dünyanın Sonu Senaryoları

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 1 Yorum

İŞTE BİLİM ADAMLARINA GÖRE DÜNYANIN SONUNU GETİRECEK 10 SENARYO
Bilim adamlarından ürperten senaryolar
“Doğal afetler bütünüyle önlenemez fakat hasarları azaltılabilir” diyen bilim adamları, dünya ülkelerini uluslararası bir “afetleri azaltma platformu”nda toplanmaya çağırıyor…

dünyanın sonu

Dünya son yıllarda ardı ardına gelen felaketlerle sarsılıyor. Türkiye bunun en dehşetli örneğini 17 Ağustos 1999′da yaşadı. Bu depremde on binlerce insanımızı kaybettik. Yine on binlerce insanın yaşamını yitirdiği Endonezya, Pakistan depremleri, Katrina kasırgası hafızalarda tazeliğini koruyor. Son olarak Filipinler’de meydana gelen heyelan yüzünden yüzlerce insan hâlâ toprak altında. Bütün bu afetlerin yarattığı felaketler herkesin aklına şu soruyu getiriyor: Dünyaya neler oluyor?
Gerçekten de dünyanın doğal dengesi bozuluyor mu? Büyük depremler, kasırgalar, mega tsunamiler, patlamaya hazır volkanlar, küresel ısınma, buzulların erimesi, hastalık yayan virüsler bunun işaretleri mi? Doğal afetlerde son yıllarda artış mı var? Teknolojik gelişmeler, insanlık için önemli bir tehdit oluşturacak mı? “Yarından Sonra” (The Day After) gibi bilimkurgu filmlerinde seyrettiğimiz senaryolar, gelecekte gerçekleşecek mi?
Bilim adamları, bu yıl da doğal felaketlere hazırlıklı olunması gerektiğini vurguluyor. Doğal afetlerin en çok etkilediği yerler, hiç kuşkusuz milyonlarca insanların yaşadığı büyük şehirler, yani megakentler. Nüfusun yoğun olduğu, ekonominin kalbinin attığı megakentlerde yaşanan doğal afetler, toplu ölümlere, salgın hastalıklara, paniğe ve krizlere daha fazla yol açıyor. Gelişmekte olan ülkelerde tablo daha da vahim bir hal alıyor.
Dizimizde bu doğal afetlerin neler olduğunu, etkilerini, artışlarındaki nedenleri inceleyeceğiz. Özellikle küresel ısınmanın iklim değişimine yol açıp açmadığını, önümüzdeki yıllarda dünyayı ne gibi tehlikelerin beklediğini ve insanlığın bunu değiştirmek için neler yapabileceğini uzmanlara sorarak, yanıtlarını bulmaya çalışacağız.
Bu dizinin hazırlanmasında bizden katkılarını esirgemeyen Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Okan Tüysüz, Prof. Dr. Mehmet Emin Özel, Prof. Dr. Ş. Can Genç, Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu, Doç. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner, Doç. Dr. Sinan Özeren, Dr. Tuncay Özışık, Dr. Mevlana Başal ve Ömer Madra’ya teşekkür ederiz.

Dünya son iki yıldır, benzeri görülmemiş yoğunlukta doğal afetlere sahne oldu. Birbirini izleyen depremler, kasırgalar, su basmaları ve seller, tsunamilerde 336 bin 400 kişi yaşamını kaybetti; 307 milyon kişi evsiz barksız kaldı ve zarar gördü.
Maddi hasar toplamıysa 252 milyar ABD dolarıyla rekor seviyeye ulaştı ve Amerikan sigorta şirketlerini zora soktu. Bu maddi hasarın en büyük bölümünü ise, 125 milyar ABD dolarıyla Katrina kasırgası oluşturdu.
Birleşmiş Milletler’in doğal afetlerin azaltılması için çalışan biriminin (UN/ISDR - United Nations International Strategy for Disaster Reduction) ocak ayı sonunda açıkladığı can kaybı ve maddi hasar rakamları, acı bir gerçeği daha ortaya koyuyor: Canını en çok kaybedenler, yoksul bölgelerde yaşayanlar.

Tony Blair’in girişimiyle
Bilim adamları doğal afetlerin bütünüyle önlenemeyeceklerini, fakat hasarlarının azaltılabileceğini belirterek, dünya ülkelerini uluslararası bir “afetleri azaltma” platformunda toplanmaya çağırıyor.
İngiltere Başbakanı Tony Blair’in girişimiyle, Hint Okyanusu’nda meydana gelen tsunaminin ardından kurulan ve İngiltere’nin en önde gelen akademisyenlerinden oluşan Doğal Afet Çalışma Grubu (NHWG - Natural Hazard Working Group), “Dünya bilim adamları bir araya gelelim, bilgi ve öngörülerimizi paylaşalım, hükümetler üzerinde yaptırımımız olsun, tek elden felaketleri önleyelim” önerisini getiriyor.
ABD tarafından önerilen Küresel Dünya Gözleme Sistemi Sistemleri (Global Earth Observation System of Systems) de, bu yönde oluşturulmaya çalışılan diğer bir uluslararası kuruluş.

Ekonomik kayıplar arttı
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na göre, artık afetlerden daha fazla etkileniyoruz. Kadıoğlu, bundan, büyük oranda yüksek nüfus artışı, göçler ve plansız şehirleşme, çevrenin tahribatı ve küresel iklim değişiminin sorumlu olduğunu belirtiyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Şükrü Ersoy da, özellikle 1960′lardan sonra büyük afetlerin sıklığında artış gözlendiğini vurguluyor. Can kaybının 100′den fazla olduğu olay sayısında ve afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplarda da ciddi bir yükselme olduğunu anlatan Ersoy, “Ülke milli gelirinin düşük olduğu yerlerdeki afet sayıları ve insani kayıplar çok fazla. Yüksek gelirli, gelişmiş ülkelerin afet sayıları ve insani kayıpları ise azalıyor” diyor.

10 mega felaket
Peki dünyayı bekleyen ve bilim adamlarını en çok endişelendiren, sadece meydana geldikleri ülkeyi değil kıtaları etkileyebilecek, hatta “dünyanın sonu” anlamına gelebilecek en büyük doğal tehlikeler neler:
1. Küresel ısınmanın önünün alınamaması
2. İspanya’daki Kanarya Adaları’nda, La Palma’daki “Cumbre Vieja” yanardağının patlaması ve bunun yol açabileceği megatsunami
3. Süper-volkan (50 bin yılda bir rastlanan devasa yanardağ patlaması)
4. Büyük bir gökcisminin dünyaya çarpması
5. Hipernova (uzayda karadelik oluşturarak patlamış büyük bir yıldızın gamma ışınlarının dünyaya çarpması)
6. Dünyadaki ekonomik dengeleri altüst edecek büyük bir deprem
7. Tacikistan’daki Sarez Gölü’nün üzerindeki doğal barajın çökmesi
8. Küresel salgın hastalıklar
9. Telomer (kromozomları koruyan kapakçıklar) aşınması
10. İnsanlığın ölümsüzlüğü ararken robotlaşması

Hiç bu kadar ısınmadık!
Eskimolar, Kuzey Kutbu buz kütlesinin yavaş yavaş yok olduğunu görüyorlar; Güney Amerika’da ve Asya’nın güneyinde yaşayanlar çok büyük fırtınaları ve selleri, Avrupalılar ise orman yangınlarını ve öldürücü sıcak dalgalarını yaşıyor. Çünkü dünyamız bin yılı aşkın süredir, geçen 30 yıl içinde ısındığı kadar hızlı ısınmadı.

Buz fırtınaları ve seller
Önümüzdeki yıllarda, okyanusların da ısınmasıyla kasırga, tropikal fırtına, tayfun, hortum, buz fırtınaları, yıldırımlı fırtına ve sel baskınları şiddetini giderek artıracak. Bilim adamları, bunun en büyük nedeni olarak küresel ısınmayı gösteriyor.
Küresel ısınma, basit tanımıyla, atmosferde bulunan karbondioksit, su buharı, ozon, metan, azotoksit ve klorofolorokarbon gazlarının miktarlarındaki artış, dünyadan atmosfere geri yollanan güneş ışınlarının daha fazla tutularak yeniden atmosfere yayılması ve bu da, ortalama sıcaklığın artması anlamına geliyor. Bilim adamları, gelecekte yerkürenin sıcaklığında yaşanacak 1.4 - 5.8 derecelik artışın yol açacağı sonuçları öngörebilmek için çeşitli iklim modelleri geliştirmeye başladı.
Bu nedenle birtakım adımlar atılmaya başlandı. Kyoto Protokolu bunlardan biri. Gelişmiş ülkelerin, sera gazı salınımlarını 2008 - 2012 döneminde 1990′daki düzeyin ortalama yüzde 5 altına indirmeyi kabul ettikleri bu anlaşmayla, küresel ısınmaya çözüm olabilecek çareler bulunmaya çalışılıyor.

Etkili 30 afet

Prof. Mikdat Kadıoğlu, dünyada etkili olan 30 çeşit doğal afeti önem sırasına göre şöyle sıraladı:
Kuraklık, tropikal siklon, bölgesel sel ve taşkınlar, deprem, volkan, orta enlem fırtınaları, tsunami, orman ve çalı yangınları, toprak şişmesi, deniz seviye değişimleri, buzullar, toz fırtınaları, heyelan, kıyı erozyonları, çığ, yerin yavaş yavaş kayması, tornado, kar fırtınası, kıyı buzları, ani seller, sağanak yağışlar, yıldırım çarpması, kar tipisi, okyanus dalgaları, dolu fırtınası, donan yağmur, kuvvetli rüzgârlar, toprak çökmesi, çamur ve dağ döküntüsü akışı, kaya düşmesi

MİLLİYET

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,