resim yükle

Haarp Teknolojisi

Yazar: KPLN! Ekim - 7 - 2008 Yorum Yap

HAARP Teknolojisi

HAARP’in gerçek amaçlari söyle özetlenebilir: Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak, genis kitlelerin düsüncelerini ve ruhsal durumlarini kontrol edebilmek, istenilen ülkelerin iletisim sistemlerini çökertmek. Temel prensipleri, Tesla’nin 100 yil önce gelistirdigi fikirlere dayaniyor,

ikinci Dünya Savasi’ndan sonra, bugünlere kadar gelen süre içerisinde, çesitli çevrelerde en çok tartisilan konulardan biri “kara bilim” oldu. “Kara bilim” basta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayi kendi hegemonyalari altinda tutabilmek için yaptiklari bilimsel-teknik arastirmalara ve üzerinde çalistiklari çesitli projelerin toplamina verilen ad. Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle yürütülen, gizli veya yan gizli projelerdir. Saldin/savunma silahlari üretimi, gözetim sistemleri ve düsünce kontrolü üzerine yapilan çalismalar, dogayi manipüle etme amaçli arastirmalar, bu projelerin içerigini olusturur.

Söz konusu projeler gizli oldugu için, ortalikta pek çok rivayet dolasmaktadir ve elimizde bu projeler hakkinda çok da fazla bilgi yoktur. Buna karsin, bu projeler içinde çalisan bazi insanlarini çalismalarini desifre etmesi, insanlik disi bir bilimi kabul etmeyen arastirmacilarin ve bilim insanlarinin çabalari, devletler arasindaki çelismeler ve nihayet bu projelerin bazilarinin gizli kalamayip ister istemez su yüzüne çikmasi sonucu, söz konusu projeler hakkinda az da olsa bilgi sahibiyiz.

Bu projelerin ilki, 2. Dünya Savasi sirasinda gerçeklestirilen Manhattan Projesi’ydi. 1941 yilinda çalismalarina baslanan Manhattan Projesi’nin konusu atom bombasinin üretimiydi. Bu projenin gerçekligi Hirosima ve Nagazaki’de aci bir biçimde kanitlandi.

Gerçek oldugu en son kanitlanan girisim ise ECHELON Projesi oldu. 2. Dünya Savasi’ndan sonra ABD önderliginde, ingiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada arasinda yapilan Ukusa Antlasmasi’nin uygulamalarinin 1980′lere yansimasi olan ECHELON sistemiyle; tüm e-postalar, “chat” tipin-de iletisim biçimleri, faks, teleks, tele-fon haberlesmeleri gözlenebiliyor. ABD ve digerleri yillardir bunun bir komplo teorisi oldugunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadigini iddia ediyorlardi. Geçtigimiz Şubat ayinda yasanan gelismeler ise ECHELON’un gerçekligini ortaya koydu. Basinda ve internette çikan haberlere göre, ABD’nin yukarida adi sayili diger devletler ile birlikte casusluk yapmasi ortaligi karistirdi. Fransa, ABD ve ingiltere’ye karsi hukuki islemlere basvurmaya hazirlaniyor. Alman ve italyan parlamentolari ise konu hakkinda arastirma baslatti. Avrupa Parlamentosu, Bilimsel ve Teknolojik Seçenek Degerlendirme Dairesi (STAO), konu ile ilgili özel bir rapor hazirladi. Avrupa Parlamentosu’nun konuyla ilgili raporu 22 Şubat’ta Özgürlükler Komitesi’nde ele alinacakti. Şimdiye kadar varligi kabul edilmeyen ECHELON’un adi, Amerikan Savunma Bakanligi’nin (Pentagon) Şubat ayinda internete verdigi, gizlilik derecesi olmayan belgelerden bazilarinda da geçiyor.

iste HAARP (High-Fre-quency Active Auroral Re-search Program) Projesi’nin de bu tip bir kara proje olduguna dair ciddi iddialar ve çalismalar var.

Nikola Tesla

Nikola Tesla 9 Temmuz 1856′da, Sirbistan’da dogdu. 1884′de ABD’ye göç etti. Tesla, tarih kitaplarindan adi silinmis önemli bir arastirmaci ve mucittir. Tesla 1800′lerin sonlarinda, bugün tüm dünyada kullanilan “alternatif akim” (AC) sistemini buldu ve patentini aldi. Tesla’nin buluslari arasinda “rotatif manyetik alan”, dinamo, AC endüksiyon motoru, vs. vardir. Tesla ABD’ye gidisinden bir yil sonra, 1885′de alternatif akim dinamo, transformör ve motor sisteminin patent haklarim, adi bugün Tesla’ninkinden çok daha popüler olan George Westinghouse’a satti. Tesla 1891′de ünlü bulusu olan “Tesla Bobini”ni (Tesla Coil) icat etti. Bu bulus, radyo teknolojisinde genis olarak kullanilabilecek bir endüksiyon bobiniydi.

1900′ün baslarinda Tesla, en büyük bulusu olarak gördügü “karasal sabit dalgalar”! (terrestrial stationery waves) kesfetti. Bu bulusu ile yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik titresimlerine duyarli oldugunu ve bir iletken/iletici (conductor) olarak kullanilabilecegini kanitladi. Tesla’nin bir diger önemli projesi ise kablosuz elektrik transferiydi. 200 ampulü arada kablo olmadan, 25 mil uzakliktan yakabildigi rivayet edilir. Tesla’nin en büyük amaçlarindan biri ionosferden bedava elektrik üretmekti. Kablosuz ve bedava elektrik projeleri gibi çalismalari olan Tesla’nin, finansörü J. P. Morgan’a Long Island’da yapimina baslanan ancak tamamlanamayan, deneyler için kullanilacak laboratuar kulenin islevinin, mesaj gibi elektrik iletmek oldugunu itiraf etmesi, onun inisinin de baslangici oldu. Tekeller oylarin ona karsi kullandilar. Tesla, sistemin görmek istediklerinden daha fazlasini yapmisti.

Konvansiyonel olmayan enerji teknolojileri alaninda Tesla çok önemli bir isim olmasina karsin, tarih kitaplarinda ona, sanki önemsiz tarihsel bir figürmüs gibi davranildi. Tesla-Edison karsilastirmasi bu açidan ilginçtir. DC (dogru-sal akim-direct current) sisteminin mu-cidi Edison’u herkes tanir. Ancak onun DC sisteminden çok daha kullanisli olan ve bugün kullanilan AC sisteminin mucidi Tesla küçük bir çevre disinda taninmaz. Edison’un DC sistemi, merkez-den bir mil uzakliktaki ampulü yakamiyordu. Tesla’nin AC sisteminde ise elektrik, yüksek voltajlarda yüzlerce mil yolculuk yapabilir.

20. yüzyila girmeden hemen önce Tesla yeni tip elektrik dalgasini kesfetmis ve kullanmisti. Görünüse göre kesfi o kadar esasliydi ki, Tesla’nin arkasindaki finansal destegin geri çekilmesinden, kasitli olarak izole edilmesinden ve adinin kitaplardan silinmesinden sorumluydu.

Tesla 1. Dünya Savasi’ndan itibaren izole bir yasam sürdü. Ara sira yeni, bedava enerji kaynagi kesfini, bütün düsman ordulari ve yüzlerce mil öteden bütün uçaklari yok edebilecek “ates topu” silahlari teorisini, akil almaz bir savunma hazirlayabilecek bir silah düsüncesini ve kablosuz, kayipsiz enerji transferinin mükemmelligini açiklamak için yüzeye çikti. Tesla 7 Ocak 1943′de yokluk içinde ölürken arkasinda pek çok radikal icat ve fikir birakmisti. Öyle ki,

kendisine “Elektrigin Tanrisi” dendi. : Pek çok arastirmaciya göre HAARP 1 Projesi, ilk kez Nikola Tesla tarafindan ileri sürülen konseptleri kendine temel aldi. Pentagon, HAARP Projesi ile “Tesla teknolojisini” yeniden yaratip, bu teknolojiyi tehlikeli amaçlar için kullanmayi hedefliyor.

HAARP: Sadece bir akademik arastirma mi?

High-frequency Active Auroral Re-search Program (HAARP) dünyanin en büyük ve en güçlü radyo transmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir. Proje, Amerikan Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafindan ortaklasa finanse ediliyor. 30 milyon dolarlik programin yürütme görevi ise Alaska Üniversitesi’nin. Proje, Alaska/Gakona’nin 11 mil dogusunda hâlâ insa halindedir. 1993 yilinda uygulamaya konan programin 2002 veya 2003 yilinda tamamlanmasi bekleniyor.

HAARP dev antenlerden sinyaller gönderecek yüksek frekans transmiterlerinden ve bunun disinda 19 enstrümandan ibaret. Geçen yillarda 48 anteni insa edilmis olan ve 5 arc’lik bir alana yayilan HAARP, program tamamlandiginda her biri 2 tane 10 kilowatthk radyo transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr’lik bir alana yayilacak. Enerji için dizel jeneratörler kullanilacak ve 3.6 megawatthk radyo sinyalini ionos-fere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kisaca HAARP, inanilmaz güç düzeylerinde ELF (extremely low frequ-ency-son derece düsük frekans) ve VHF (very high frequency-çok yüksek fre-kans) transferine yetenekli, dünyanin en büyük radyo frekansi (RF) transmitteri olacak.

HAARP’m siradan bir radyo istasyonundan farki daha güçlü olmasi ve antenlerinin yönlendirilebilir ve belirli bir noktaya odaklanabilir olmasi. Bunun anlami 3.6 megawattlik radyo sinyali sadece gelisigüzel bir sekilde disari yayilmayacak, bunun ötesinde, bu radyo sinyalleri bir isinin içinde yükselebilecek. Bu isinin parlakligi radyo mühendislerinin “effective radiated power” (ERP-etkili isinsallastirilmis enerji) olarak adlandirdiklari sey. HAARP’in tamamlanmis hali 4.7 gigawatt civannda ERP’ye sahip olacak.

Desinatörieri HAARP’in enerji üretmeyecegini, sadece kendine yüklenen enerjiyi istenen belirli noktalara transfer edecegini belirtiyorlar.

Konuyu daha iyi kavrayabilmek için Daily News gazetesinden Doug O’Har-ra’nin verdigi bir örnegi aktaralim. iki elektrik ampulü düsünün. Bu ampullerin bir tanesi 100 watt digeri 1000 watt. Onlari bir alanin ortasina yerlestirin. 1000 wattlik ampul 100 wattlik ampul-den 10 kez daha parlaktir. 10 kat fazla enerji yayar. Şimdi, 100 wattlik ampulü isigin isinini 10 kez parlaklastiran bir reflektör (yansitici) ile birlikte bir elektrik fenerinin içine yerlestirin. Elektrik feneri 1000 wattlik bir ERP’ye sahip olacaktir. Eger bu size çevrilirse, 100 wattlik elektrik feneri 1000 wattlik ampul gibi parlak görünecektir. Hâlâ sadece 100 watt gönderiyor fakat sinirli bir yerden 1000 wattlik ampul kadar parlak görünüyor olacaktir.

Mühendisler HAARP’in antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik feneri reflektörü gibi hareket edecegini söylüyorlar. Tonosferin bir bölümü üzerinde, 4.7 giga-watt ERP’ye sahip bir isin içinde, 3.6 megawatt odaklayacaktir.

Eger HAARP’in bütün antenleri en yüksek frekansina, 10 Mhz civarina, getirilirse ve ionosferin en alçak bölümüne, 50-55 mil civarina, hedeflenirse, radyo isini tarafindan vumlan alan 30 mil kare civarinda olacak. HAARP mühendislerine göre bu, HA” ARP’in çalisabilecegi en dar ve en çok odaklanmis alan. Diger yerlesimlerde ve irtifalarda isin, enerjisini daha genis bir alan üzerinde yayabilecek.

Aslinda HAARP gizli bir proje degil. Amerikan Savunma Bakanligi da HAARP’m varligini diger projelerde oldugu gibi inkar etmiyor. Internette HAARP’in kendi web sitesi bile var. Giz ve ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz konusu oldugunda basliyor.

Bu ihtilafli projenin yöneticisi olan John Heckscher’e göre HAARP’in amaci gayet masumane: HAARP, iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek amaciyla, bir ionosfer yamasini isitmak için arastirmacilarin kullanabilecegi bir alet. HAARP tamamlanip harekete geçirildigi zaman, dev antenler, ayni zamanda yüksek frekansli radyo dalgalarmi dar bir isinin içinden ilete-cekler. Bu radyo dalgalan ionosfere gönderilecek.

Bu yüksek frekans radyasyon isini ile, arastirmacilar elektrojetin (aurorasal perde boyunca bir milyon amperlik dogal akimlar) küçük bir parçasini degistirebilecekler. Elektrojetin gücünün degistirilmesiyle, ionosferin çok düsük frekansi (extremely low ferquency-ELF) radyo dalgalan üretmek için kullanilmasi mümkün hale gelecek. Geophysical Institute (Jeofizik Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu’ya göre HA-ARP gibi bir araç olmadan, bu frekans genisliginde yayin yapabilmek için yüzlerce mil uzunlugunda bir antene ihtiyaç vardir. HAARP etkili bir sekilde aurorayi bir çesit antene dönüstürüyor. Çünkü ELF radyo dalgalari okyanuslara nüfuz edebiliyor. Böylece denizaltilar suyun yüzeyine çikmak zorunda kalmadan radyo sinyallerini alabilecek. ELF dalgalari ayrica uzun mesafeli komünikasyonlari kolaylastirabilecek. ELF dalgalari, aynen okyanusa oldugu gibi, yeryüzüne de derinden nüfuz edebilecek. Monitöre bagli bir alici kullanarak, objelerden dünyanin yüzeyine siçrayan dalgalar sayesinde tüneller veya gizli yeralti barinaklarinin varligi ortaya çikacak. Bu jeologlarin yeralti minerallerini ve petrol depolarini bulmak için yillardir kullandiklariyla ayni teknik.

Heckscher’e göre HAARP’m yayacagi sinyaller hükümetin herhangi bir elektrik sinyali için uygun buldugu güvenlik düzeyinden bir milyon kez daha az tehlikeli. HAARP’m transmiteri halihazirda 1/3 megawatt güce sahip. Gelecek yillarda bu rakam 3 megavvatt’a ulasacak. Heckscher HAARP’m ionosfer üzerindeki etkisinin az olacagini basit bir örnekle açiklamaya çalisiyor: Küçük bir elektrik bobmim bir fincan kahveye veya büyük bir nehire daldirmak. Heckscher’e göre HAARP ile yapilacak olan ikincisi.

Akasofu da bu gibi durumlarda hep ifade edildigi gibi, HAARP Projesi’nin dogaya ve insanlara ciddi zararlari olacagi iddiasinin bir bilim kurgu oldugunu söylüyor. Ona göre projenin, transmiter faaliyet halindeyken o yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman için potansiyel bir tehlikesi var. Fakat buna karsi güvenlik tedbirleri mevcut. HAARP operatörleri Federal Aviation Administration’a HAARP’in iletim takvimini verecekler ve mühendisler yörede uçan uçaklarin güvenligini temin etmek için HAARP’a uçak belirleme radarlari yerlestirecekler. Ayni prosedür roketler için de takip edilecek.

HAARP’I desifre etme girisimleri

HAARP’a karsi muhalefet önce internet kanalinda basladi. Pek çok insan Alaska’daki süpheli askeri faaliyetlere dikkat çekmek için interneti kullandi. Protestonun basili kismi, daha sonra Alaska’da yasamaya baslayan bir antinükleer aktivist Dennis Specht, Nexus adli dergiye HAARP konulu bir haber gönderdiginde basladi. Daha sonra, Alaskali bir politik aktivist ve Anchorage’da bilimsel arastirmaci olan Nick Begich, kendilerini teknokesisler olarak tanimlayan, Arizona/Sedona’da yasayan Patrick ve Gael Crystal ile net üzerinden iletisim kurdu ve onlardan bir Avustralya dergisi olan Nexus’u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi memleketiyle ilgili bir konuyu Nexus’a görmekten çok sasirdi ve makalede zikredilen dökümanlari bulup çikarmak için acilen çalismaya basladi.

Muhalif arastirmacilara ve bilim insanlarina göre HAARP bir çesit gelismis “ionosferik isitici” (ionosferic he-ater). Bu ionosferik isitici üst atmosferi, odaklanmis ve yönlendirilmis elektro-manyetik isini ile zaplayacak. Ultragüçlü dalgalari, atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine (vibrate) ve dramatik bir sekilde yanmasina neden olabilir.

ionosfer atmosferin tabakalarindan biridir. ionosfer, dünyanin üst atmosferini saran elektrik yüklü bir alandir. Dünyanin yüzeyinin üstünden, asagi yukari 35-50 milden baslayip 500-600 mil yükseklige kadar uzanir (48 km ila 50000 km). tonosfer ion ve elektron olarak adlandirilan pozitif ve negatif yüklü atomik parçaciklar içerir. Uzaydan gelen zararli isinlara karsi dogal bir kalkan islevi görür. Amerikan ordusu HAARP için, “ionosfer üzerine yapilan bilimsel bir arastirma” gibi zararsiz bir gerekçe ileri sürmektedir. îonosfer tabakasi askeriye için önemlidir. Çünkü ordu tarafindan kullanilan iletisim, gözetim ve denizcilik sistemlerinin hepsi ionosferin içinden geçer veya ionosfer tarafindan yansitilir. ionosferin bir bütün olarak anlasilmasi ve kontrol edilmesi Pentagon’a bu sistemler üzerinde daha iyi kontrol imkani verecek.

HAARP üzerine en kapsamli arastirmayi yapip, çalismalarini Angels Don’t Play Thîs HAARP-Advencis in Tesla Technology adli kitapta derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning’e göre, HA-ARP bir çesit radyo teleskobunun degistirilmis hali. Antenler sinyalleri almak yerine, gönderiyorlar. Yazarlar HAARP’i ionosfer alanlarini, bir isini odaklayarak, isinin odaklandigi bu bölgeleri isitip yükselten süper güçlü radyo dalgasi, isinlama teknolojisi için bir test olarak degerlendiriyorlar. Elektromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri siçrayacak ve her seye nüfuz edecek.

Begich ve Manning “HA-ARP tellaUari”nm, projenin komünikasyon sistemini gelistirmek için ionosferi degistirme amaçli, iyi niyetli akademik bir proje oldugu izlenimi verdiklerini; bu programin Arerico, Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Biriligi’ndeki diger tamamen güvenli ionosferik isitici operasyonlarindan bir farki olmadigini iddia ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanlarin meseleyi açikça ortaya koydugunu ifade ediyorlar. HAARP’m gerçek amaçlarindan biri, Pentagon’un hedefleri için ionosferin nasil sömürülecegini ögrenmek. RF gücü ionosferi dogal olmayan aktivitelere götürecek. Bu proje ancak bir nükleer silahini yapabilecegi boyutlarda tehlikeler içeriyor. Ayrica bizi, ionize evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yildizlara ait radyasyonun zararli etkilerinden koruyan gezegenin kalkaninin dogasini degistir-meye çabaliyor.

Uygulayicilari tarafindan ionosferik bir arastirma olarak nitelenen HAARP ile gündeme gelen ilk soru: “Gökte delikler mi açiyorlar?” sorusu. Tesla’nin çalismalarini baz alan bu ihtilafli transmitter veya isiticinin dünyanin üst atmosferinde 30 millik delikler açmayi da içeren pek çok potansiyel tehlike içerdigi bilim insanlari tarafindan ciddi bir sekilde ileri sürülüyor. Çogu bilim insani, HAARP’in eger havanin kontrolü için kullanilmazsa, hava modifikasyonu için kullanilabilecegi konusunda görüs birligi içindeler.

Bunun yaninda, “HAARP’in sahipleri” onu kullanarak üst atmosferde bir reflektör yaratma imkanina sahip olacaklar. Bunu HAARP’tan transfer edilen enerjiyi, gökyüzünün bir bölümüne odaklayarak ve elektrik akimini açarak yapacaklar. Hava tamamen dramatik olarak isinacak ve ordunun, radyo dalgalari ve radar isinlari için kullanabilecegi bir donuk nokta (opaque spot) yaratacak. Bu sekilde onlar, isinlarina dünyanin etrafini “egmek” için imkan verecek sanal yansima istasyonu (virtu-al reflectmg station) yaratmaya yetenekli olacaklar.

HAARP aynca, verili bölgenin üstündeki ionosfer bölümünü kiskirtarak (uyandirarak), dünyanin herhangi bir yerindeki iletisimi engelleyebilecek. Etki, yerel bir firtina gibi olacak: bölgenin içine veya disina herhangi bir yayini total bir engelle karsilasacak.

Begich ve Manning, Bernard Eastlund isimli Teksasli fizikçinin çalismalari üzerine insa edilen baska patentlere bakinca, ordunun HAARP transmiterini nasil -ne sekilde kullanmaya niyet ettiginin, daha açik hale gelecegini söylüyor-lar. Bu ayrica, hükümetin proje konusundaki yalanlamalarini daha az inanilir hale getiriyor. Yazarlara göre Pentagon bu teknolojiyi hangi niyetlerle ve ne sekilde kullanacagini biliyor ve dokümanlarinda bu konuda “temizlik” yapiyor. Ordu kasti olarak, sofistike kelime oyunlari, hile ve açik dezenformasyon araciligi ile halki aldatiyor. Pentagon, HAARP sisteminin:

- Orduya atmosferik termonükleer cihazlarinin elektromanyetik titresim etkisini tekrar yerine koyacak (yerine baskasini geçirmek) bir alet verebilecegini;

- Çok büyük ELF denizalti iletisim sistemini, ELF dalgalari üreterek yeni ve daha siki bir teknolojiyle yeniden yapilandiracagini;

- Askeriyenin kendi iletisim sistemlerinin çalismasini korurken, son derece genis alanlardaki iletisimleri silip süpürmesine yol hazirlayabilecegini;

- Eger EMASS’in kompüterize yetenekleriyle ve Cray bilgisayarlarla birlesirse dünyanin tomografisini çekme imkani sayesinde, barisin korunmasina katkilari olacagini;

- Büyük bir alan üstünde petrol, gaz ve mineral tortular bulmak amaciyla jeofiziksel yoklama için bir araç sagladigini;

- Yaklasan uçaklar ve kurvazör füzelerini meydana çikarmak için kullanilabilecegini ve diger teknolojileri kullanilmaz hale getirecegini söylüyor.

HAARP’IN arka plani

Kuskusuz, HAARP izole olmus bir proje degil. ABD’nin uzun yillardir üzerinde çalistigi pek çok projeden olu-san demetin bir parçasi. Aslinda HAARP “Yildiz Savaslari” (Star Wars) programinin önemli bir bölümünü olusturuyor.

ABD uzayla, 2. Dünya Savasi sirasinda ve sonrasinda ciddi bir biçimde ilgilenmeye basladi. Bu derin ilginin nedenleri roket teknolojisinin baslangicinin -nükleer teknolojinin de esligiyle- bu dönemde ortaya çikmasidir. ilk çalismalar sonucunda gürültü bombalan ve rehberli füzeler ortaya çikti. Roket ve nükleer silah teknolojisi ayni zamanda, 1945-1963 yillan arasinda gelisti. Bu süre zarfinda yeryüzünün üstünde ve altinda siddetli nükleer testler tecrübe edildi. îonosfer ve stratosfer üzerine yapilan çalismalar sonucu atmosferin bir parçasi olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgarlarla gelen protonlar, electronlar ve alfa parçaciklari gibi yüklü parçaciklari tutarak dünyayi koruyan “Van Allen Belts” (Van Allen Kemerleri) bulundu. Bu kemerler Amerika’nin ilk uydu operasyonu -Explorer I-sirasinda 1958′de kesfedildi.

Agustos-Eylül 1958 arasinda ABD, “Argus Projesi” adi altinda 3 nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombasi deneyi yapti. Bu projenin amacinin, yüksek irtifadaki nükleer patlamalarin elektromanyetik titresim (EMP) nedeniyle radyo iletimlerine ve radar operasyonlarina etkisine deger biçmek, jeomanyetik alanlar ve onun içindeki yüklü parçaciklari daha iyi anlamak oldugu söyleniyor.

13-20 Agustos 1961′de Amerikan ordusu ionosferde bir “telekomünikasyon kalkani” yaratmayi planladi. Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacakti. Kalkanin ionosferde kurulma sebebi telekomünikasyonlara manyetik firtinalar ve günes isinlari tarafindan zarar verilebilir olmasidir.

9 Temmuz 1962′de Pentagon “Project Starfish” adi altinda ionosferle ilgili bir dizi yeni deney yapmaya giristi. Bu deneyler alt Van Allen kemerine zarar verdi. 1968′de “Solar Power Satellite Project (SPS) ile günes enerjisiyle çalisan her biri bir ada büyüklügünde olan uydular üzerine çalisildi. 1975′de firlatilan “Saturn V Rocket” atmosferde yandi. Bu yanma ionosferde büyük bir delik açti.

1978′de SPS Projesi üzerine yeniden çalisilmaya baslandi. Bu dönemde antibalistik füzeler için uydu isin silahlari üzerine çalisildi. Yüksek enerjili lazer isinlarinin bir “termal silah” olarak düsman füzelerini yok etmek için en uygun araç oldugu ileri sürüldü. SPS ayni zamanda psikolojik ve anti-personel bir silahi da ifade etmekteydi. Lazer isinlan güç bataryalari bir SPS uydusundan diger uydulara veya platformlara yayilabilecektir. Bir psikolojik silah olarak insanlar üzerinde genel bir panik yaratma etkisi vardir. SPS’in dünyanin herhangi bir yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç olunan enerjiyi iletme kapasitesinden bahsedilmektedir. Bunlarin disinda, gözetim ve erken uyan sistemlerinde gelismeler, düsman ordularin yayinini bozma ve ionosferde fiziksel degisiklikler yaratma yetenegine sahiptir.

SPS projesine Baskan Carter’m onay vermesine karsilik, projenin çok pahali olmasi (Enerji Bakanligi’nin tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldirildi. Ta ki Ronald Reagen baskan olana dek. Proje Reagen, döneminde yeniden su yüzüne çikti. Reagen projeyi, Pentagon’un bütçesinden daha büyük bir bütçe ayirarak “Star Wars” (Yildiz Savaslari) adi altinda harekete geçirdi.

1970′lerin sonlarinda Pentagon, düsmana ait nükleer çevrede iletisimin radyo ve televizyon teknolojisinde kullanilan geleneksel yöntemlerle gerçeklestirilemedigini farketti. 1982′de bir komuta kontrol elektronik alt sistemi gelistirildi. “Ground Wave Emergency Net-work (GWEN)” denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu.

1981 yilinda “Orbit Maneuvering System” (OMS) ile uzay mekikleri için SPS uzay platformlari insasi planlandi. NASA’nin ürettigi uzay mekiginin ionosfere enjekte ettigi gazlarin ionosfere etkisi üzerine çalisildi. Deneyler sonu-cunda ABD ionosferik delikler açabildigini gördü. 1985 yilinda yeni mekik deneyleri yapilmaya baslandi. 1980′lerde ABD yilda 500-600 civarinda roket firlatiyordu. Bu sayi 1989′da zirveye (1500 adet) ulasti. Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu.

1986′da, Çernobil faciasindan hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen Nevada’daki test bölgesinde hidrojen bombasi deneyleri yapiyordu. Bu deneyler X isinlari ve parçacik isini silahlarinin gelistirilmesi programinin bir parçasiydi. ABD 1991′de Körfez Savasi sirasin-da elektromanyetik titresim silahlari (EMP) olarak adlandirilan silahlari test etti.

1993 yilinda baslatilan HAARP projesi iste tüm bu deneylerin devami ve Star Wars programinin bir parçasi durumunda.

HAARP’in tarihi

Dünyadaki en büyük petrol sirketlerinden biri olan ARCO’nun subesi ARCO Power Technologies Incorporated (AP-TI), HAARP projesini insa edecek müteahhit sirketti. ARCO bu subeyi, patentleri ve ikinci safha insa kontratiyla Haziran 1994′de E-Systems’e satti. E-Systems istihbarat servislerine is yapan, dünyadaki en büyük müteahhit sirketlerden biridir. CIA, savunma istihbarat örgütleri ve digerleri için is yapar. Yillik satislarinin 1.8 trilyon dolari, kara projeler (o kadar gizli projeler ki ABD Kongresi paranin nasil harcandigini konusmuyor) için olan 800 milyon dolarla birlikte, bu örgûûereûir.

E-Systems’in hisseleri, dünyadaki en genis savunma müteahhitlerinden biri olan Raytheon tarafindan satin alindi. 1994′de Raytheon Fortune, ilk 500′ler listesinde 42 numaradaydi. Raytheon, bazilari HAARP projesinde degerli olacak binlerce patente sahip. Asagidaki 12 patent, HAARP projesinin omurgasi ve simdi Raytheon ismi altinda tutulan binlerce digerleri arasinda saklaniyor.

Bemard J. Eastlund’un 4686605 nolu patenti, “Method and Apparatus for Al-tering a Region in the Earth’s Atmosphere, lonosphere, andor Magnetosphere (Dünyanin Atmosferinde, îonosferinde ve/veya Magnetosferinde Bir Bölgeyi Degistirmek için Yöntem ve Cihazlar) bir yildir hükümet gizli emri altinda mühürlü. Bu patente göre, Nikola Tesla’nin 1900′lerin basindaki çalismasi arastirmanin temellerini sekillendirdi.

Olayin bir de ticari boyutu olabilir tabii. Bu teknolojinin, patentlerin sahibi ARCO için ne kiymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanlari içinde bir güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak isinlayarak muazzam kazançlar elde edebilirler.

Bir süre için, HAARP arastirmacilari bunun HAARP için amaçlanmis kullanimlardan biri oldugunu kamtîayamadilar. Bununla birlikte, Nisan 1995′de Begich diger patentleri buldu. Bu yeni APTI patentlerinin bazilari gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi. Ayni, Tesla’nin projesi gibi.

Eastlund’un patenti, bu teknolojinin uçaklarin ve füzelerin sofistike rehber sistemlerini bozabilecegini veya tamamen çatlatabilecegini söylüyordu. Dahasi, dünyanin genis alanlarina baskalasan frekanslarin elektromanyetik dalgalari ile bu püskürtme yetenegi ve bu dalgalardaki degisimleri kontrol, karada ve denizde, havada oldugu gibi iletisimi nakavt etmeyi mümkün hale getirecekti.

Begich bunun disinda 11 tane baska APTI patenti buldu. Nükleer çapli radyasyonsuz patlamalarin, güç isinlama sistemlerinin, radarlarini, nükleer baslik tasiyan füzeler için dedektör sistemlerinin, simdiye kadar termonükleer silahlar tarafindan üretilen elektromanyetik titresimlerin ve diger Yildiz Savaslari oyunlarinin nasil yapilacagini açiklayan çalismalardi bunlar. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatiyor.

iki yazara göre, sanki havadaki ve zihinsel tahriplerdeki EM titresimler yetmemis gibi, Eastlund süper güçlü ionosferik isiticinin havayi kontrol edebilecegiyle övünüyor. Begich ve Manning’m aydinlattigi hükümet dökümanlari gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip. HAARP tam güç düzeyine eristiginde, tüm yarimküreler üzerinde hava etkileri yaratabilecek. Eger bir hükümet dünyanin hava modelleri ile deney yapiyorsa, yapilan is gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarindan biridir.

Begich ve Manning’in kitabi, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bagimsiz bilim insanlariyla görüsmeleri içeriyor. Ytiksek enerji fiziginde uzun ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazilari, kitaplari basilan Rauscher, HAARP’i yorumluyor: “Korkunç enerjiyi, son derece nazik, ionosfer olarak çagirdigimiz bu birden fazla tabakalari kapsayan moleküler konfigürasyonun içine pompaliyorsunuz.” îonosfer, katalitik reaksiyonlara egilimli, Rauscher açikliyor: “Eger küçük bir parça degistirilirse, ionosferde büyük bir degisim olabilir”.

îonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanimlarken, Dr. Rauscher, onun, zihnindeki resmini paylasiyor: bir çorba kabarcik. “Eger kabarcikta yeterince büyük bir delik açilirsa”, Rauscher kehanette bulunuyor, “patlayabilir”.

Bilinç kontrolü mü?

Begich ve Manning tarafindan yapilan arastirmalar, garip projelerin örtüsünü kaldirdi. Örnegin, ABD Hava Kuvvetleri dökümanlari insanin zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve degistirmek [genis cografik alanlar üzerinde titresen radyo frekans radyasyonu (HAARP'in maddesi) araciligi ile] için bir sistem gelistirildigini meydana çikardi. Bu teknoloji hakkinda en çok anlatilan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski’nin (Carter’in eski ulusal güvenlik danismani) ve J. F. MacDonald’m (Johnson’m bilim danismani ve UCLA’da jeofizik profösörü) jeofizikal ve çevresel savas için güç isinlama transmiteri hakkinda yazdiklari yazilarindan gelir. Bu dökümanlar, bu etkilerin nasil insan sagligi ve düsüncesi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecegini gösterir.

Brzezinski 25 yil önce Kolombiya Üniversitesi’nde bir profesörken yazmis oldugu bir kitapta söyle diyor:

“Politika stratejistleri beyin ve insan davranislari üzerine yapilan arastirmalari sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. MacDonald (savas problemlerinde uzman) dogru olarak zamanlanmis, suni olarak uyandirilan elektronik darbelerin dünyanin belirli bölgeleri üzerinde göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalibina önderlik edebilecegini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmis bölgelerde çok genis nüfusun beyin performansini bozacak bir sistem gelistirebilir. Ulusal çikarlar için davranislari manipüle etmede çevreyi kullanma düsüncesinin ne kadar derinden rahatsiz edici oldugu kimileri için sorun degil; böyle kullanima teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek birkaç on yil içinde gelisecek.”

1966′da MacDonald, Baskan’in “Bilim Danisma Komitesi”nin ve daha sonra Baskan’in “Çevre Niteligi Konseyi”nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanimi üzerine yazilar yazdi. Bir jeofizikçi olarak yaptigi en derin yorum, jeofiziksel savasin anahtarinin, çevresel istikrarsizliklarin (yani küçük bir miktar enerjinin ilavesinin çok daha büyük miktarlarda enerjiyi salivermesi) tanimlanmasi oldugu önermesidir.

Jeofizikçiler çevresel karmasaya enerji eklemenin genis etkileri olabilecegini fark ettiler. Bununla birlikte insanlik halihazirda çevremize, kritik kütle tesis ettigini anlamadan, ciddi miktarlarda elektromanyetik enerji ekliyor. Begich ve Manning’in kitabi bu konuda çesitli sorular yükseltiyor: “Bu ekler etkisiz mi yoksa ötesinde onarilamaz bir zarar verecek kümülatif bir miktar var mi? HAARP geri dönemeyecegimiz bir yolculugun son basamagi mi? Baska bir seri seytani Pandora’nin Kutusu’ndan saliverecek baska bir enerji deneyi üzerine para yatirmak üzere miyiz?”

1970 baslarinda Z. Brzezins” ki, yavas yavas ortaya çikacak, teknoloji bagimli ” daha kontrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplum”u Öngördü. Bu topluma, oy kullananlari iddiali süper bilimsel “know-how” ile etki altinda birakacak bir elit grup tarafindan hükmedilecekti. Bu elit, halkin davranislarini etkilemek ve toplumu yakin gözetim ve kontrol altinda tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik amaçlarina ulasmada tereddüt etmeyecekti.

Begich’e göre Brzezinski’nin tahminleri dogru çikti. Bugün, söz konusu elit için birkaç yeni araç ortaya çikiyor. Araçlari kullanma izni için politikalar zaten hazir. “ABD nasil yavas yavas kontrol edilebilir teknotopluma dönüsecek?” sorusu soruluyor. Kademe taslari arasinda Brzezinski, halkinin güvenini kazanmak için, devam eden sosyal krizleri ve kitle medyasinin kullanimim umut ediyor.

ABD Kongresine ait kayitlar, ionosfere gönderilen sinyallerle dünyaya nüfuz etmek için, HAARP’in kullanimiyla mesgul oluyor. Bu sinyaller gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yeralti askeri gereçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanilacak. Senato 1996′da sadece bu yetenegi gelistirmek için 15 milyon dolar ödenek ayirdi. Problem su: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli olan frekans, insanin zihinsel fonksiyonlarinin tahribi için en çok zikredilen frekans dizisinin içinde. Ayrica baliklarin ve vahsi hayvanlarin (ki kendi rotalarini bulmak için rahatsiz edilmemis enerji alani üzerinde ilerlerler) göç modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak.

Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanin beyin potansiyelini gelistirmek için inanilmaz imkanlara sahip oldugunu söylüyorlar. Bu teknolojiler ögrenme, hafizayi gelistirme ve insan davranisi modifikasyonu için kullanilabilir. Beyin teknolojileri alaninda önemli bir isim olan Michael Hutchison, bu alani siradan insanlara açti.

Hutchison’un açikladigi gibi beyin, oranli dar üstün frekanslar bagi içinde çalisir. Üstün beyin dalga frekanslari beyinde yer alan aktivite çesitlerine araci olur. 4 temel beyin dalga frekansi grubu vardir ki bunlar çogu zihinsel aktiviteyle birlesirler. Birincisi, beta dalgalari (13-15 Hertz veya titresim saniyede), bir kisinin dikkati normal aktivitelere dogru disa yöneldigi zaman, normal aktivite ile birlesir. Bu alanin yüksek sonu, stres ve kiskirmis (heyecenli) durumlar -ki düsünmeyi ve algisal becerileri bozar -ile birlesir. îkinci grup, alfa dalgalan (8-12 Hertz), gevsetmeye araci olabilir. Alfa frekanslari ögrenme ve

odaklanmis zihinsel fonksiyonlar (is görme) için idealdir. Üçüncüsü teta dalgalari (4-7 Hertz); zihinsel imgelemeye, hafizaya ve iç zihinsel odaga girise araci olur. Bu durum genellikle genç çocuklarla, davranissal n-iodifikasyon ve uyku durumlariyla ilgilidir. Son olarak, ultra yavas delta dalgalan (5-3 Hertz), bir kimse derin uykudayken bulunur. Genel kural odur ki, beynin üstün dalga frekansi, saniyede titresim süresinde rahatlanildiginda en düsüktür ve insan en uyanik ve heyecanliyken en yüksektir. Beynin, elektromanyetik araçlar ile distan canlandirilmasi (tahrik edilmesi) bir dis cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya geçirilmesine veya kilitlenmesine neden olabilir. Üstün beyin dalgalari dis tahrik tarafindan yeni frekans kaliplarina sürülebilir veya itilebilir. Baska bir deyisle, dis sinyal sürücüsü veya itici cihaz beyni bir yolculuga çikarir, normal frekanslari beyin dalgalarinda degisiklige neden olmaya bütünüyle götürür; ki bu daha sonra beyin kimyasinda degismeye neden olur; ve bu da daha sonra beyin çiktilarinda, düsünce sekillerinde, duygu veya fiziksel durum sekillerinde degismeye neden olur. Beyin manipülasyonu iki yoldan birine çikar: Faydali veya zararli.

Spesifik dalga formlari kombinasyonu ile birlikte çesitli frekanslar beynindeki belirli kimyasal karsiliklari tetikler. Bu nörokimyasallarin saliverilmesi beyinde endise duygulari, hirs, depresyon, ask vb. sonuçlari olan spesifik reaksiyonlara neden olur. Bütün bunlar ve duygusal entellektüel karsiliklarin tüm bu gidis gelisi (degisimler), spesifik elektriksel uyanlar sonucu ortaya çikan bu beyin kimyasallarin (kimyasal ajanlarin) özel kombinasyonlari sonucunda ortaya çikar. Beyin sivilarindaki bu belirli karisimlar olaganüstü özel zihinsel durumlari ortaya çikarabilirler. Örnegin, bilinçli davranis kaybi, karanlik korkusu vb. Bu alandaki çalismalar düzenli olarak yapilan yeni bulusla da çok hizli bir yüzdede ilerlemektedir. Bu spesifik frekanslarin bilgisinin çözümü, insan sagligini anlamada anlamli bir gelisme saglayabilir. ELF için tasiyici olarak hareket eden radyo frekans radyasyonu kablosuz olarak beyin dalgalarini degistirmede kullanilabilecek. Bu HAARP’ini bilinç kontrolü konusunda, uygulamalarinda neler yapabileceginin göstergesidir. Bununla beraber, HAARP’m kayitlarinda, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya çikarilmamistir; fakat Begich ve Manning’in kitaplarindaki hükümet dökümanlarinda görünmektedir.

Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper gibi çok küçük bir degerdir ki bu da 60 Wattlik bir ampulü yakmak için gereken enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalismalarinda gerekli olan çok küçük enerji üzerine konusmaktalar. Beyin aktivitesini etkilemek için gereken hiz, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan olusur. Son yirmi yilda ve özellikle son birkaç yildaki gelismeler çok büyük ilerlemeler sunmaktadir.

Arastirmalar, uluslararasi olarak, dis elektromanyetik alanlar tarafindan beynin kolayca yönlendirilebilecegini veya durumlari degistirmek için etkilenebilecegini buldu. Bu buluslar hem bilim insanlari hem de siradan insanlar için yeni araçlar tedarik etti. Yeni araçlar elektrikli “cranial” kafaya iliskin uyari aletlerini, ses sistemlerini, isikli uyan sistemlerini ve diger birçok beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yanki) cihazlarini içermektedir. Teknolojik ilerlemeler ayrica, insanlarin kendi beyin aktivitelerinin yararli sonuçlar için nasil kontrol ve manipüle edilecegini ögrenmelerine izin veren özel kontrol ve gözetim araçlarina eklendi. Raporlar digerlerinin yaninda gevsemeyi, agri kontrolünü, ögrenme hizini ve hafizanin gelistirilmesini içermektedir.

Hutchison’m en son çalismasi henüz birlestirilen düsünce teknolojilerinin son tanimlarini sagliyor. Onun son kitabi “büyük beyin gücü”, okuyucularini çok hizli degisen (o kadar ki bilimin uy-gulamalardan daha hizli gelistiginin farkedildigi) alana ulastiriyor. Sinir sistemi bozukluklarinin düzeltilmesi, dikkat daginikligi ve çocuklardaki hiperaktif bozukluklarin düzeltilmesi, diger seyler arasinda ilaç ve alkole bagli bozukluklarin düzeltilmesi konusundaki son durum tartisiliyor. Bu tip elektrotip, bu tibbi arastirmalarin en ilginç alanlarini olusturur.

Son yillarda arastirmalar tibbi ve psikolojik uygulamalarin sasirtici olumlu sonuçlarina dogru genislemistir. Bu sonuçlarin bazilari Amerikan Hava Kuvvetleri tarafindan fark edildi. Ne yazik ki askeri çalismalar bu teknolojiyi insanlik yararina kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma yönünde devam etmektedir.

Flanagan’m nörofonu

Amerikanin en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962′de tibbin degisecegini öngörmüstü. “Bir gün tibbi pratigin tüm konsepti elektronik tarafindan degistirilecek. însanlar ilaç-tan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek.” diyen Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hâlâ en gelismis beyin yönlendirme araci olarak kabul edilen “Neurophone”u (elektronik telepati makinesi) kesfetmisti.

Flanagan son söylesisinde, HAARP’in sadece dünyanin en büyük ionosferik isiticisi degil, ayni zamanda tasavvur edilmis en büyük beyin yönlendirme cihazi oldugunu not etmektedir. HAARP kayitlarina göre, cihaza son sekli verildiginde (cihaz tüm bölgesel topluluklari etkilemeye yetecek düzey-de enerjiye sahip birçok dalga formu kullanir), VLF ve ELP dalgalarini gön-derebilecek.

Dr. R. 0. Becker 60′lann basinda ELF tasimak için DC akiminin üstüne sinyal ekleyerek ELP deneyleri yapti. Becker bu konsepti bir ELF kullanarak test etti, 1-10 Hertz (pulses per second) sinyal insanlar üzerinde, test subjeleri arasinda yükselen bilinç kaybi sonucu-nu verdi. Sonuçlar ELF’nin yani insanin beyin fonksiyonlarim en çok etkileyen frekanslarin, disardan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir oldugunu gösterdi.

1958′de Dr. Patrick Flanagan, 14 yasindayken nörofonu icat etti. Bu ona zamanimizin en parlak mucitlerinden biri unvanini kazandirdi. Nörofon cihazi, sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik uyansina (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan direk olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasini büsbütün baypas edip beyne transfer ederek, dönüstürebilir. Arastirmacilar teknolojiyi tartisirken, alti yildan fazla bir süredir “Birlesik Devletler Patent Ofisi” cihaz için patent vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalismayacagim açikladi ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukati, çalisan cihazi inceleyicisine göstermek amaciyla alet modeliyle Washington DC’ye gittiler. inceleyici ikiliye sagir olan isçilerinden biri üzerinde kullanilip olumlu sonuç alindigi takdirde cihaz için patenti tekrar açacagini ifade etti. Alet denendi, sagir isçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandi.

Dr. Flanagan daha sonra Tafts Üniversitesi’ne çatismak üzere gitti. Burada nörofonun bir sonraki arastirma kademesini geçme amaciyla çalisti. Deniz Kuvvetleri için insan ile yunus ko-nusmasi üzerine çalismaya basladi. Bu arastirma 3 boyutlu (3-D) holografik ses sisteminin gelisme-sine olanak sagladi. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerlestirilmesi ve bir dinleyicinin bu sesi fark edebilmesine dayanir.

ilave çalismalar dijital nörofonun gelismesine büyük olanak sagladi. Cihazin önemini kesfeden ABD Savunma îstihbarat Ajansi (DIA) acil olarak onu ulusal güvenlik maddesi olarak gizlilik altina akli. Dr. Flanagan yeni çalismalar yapmaktan ve teknolojisi hakkinda konusmaktan 4 yil boyunca men edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda kaldirildiktan ve ilk nörofonun icadindan 20 yil sonra Dr. FIanagan sinirli olarak Mark XI ve Thinkman Model 50 ürete-bilme asamasina geldi ve bunlar ögrenme aletleri olarak kullanildi çünkü ilkel örneklerdi.

0 yillardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalisti ve nörofonik teknoloji için gelismeler dizayn etti. Bu cihazin gelismis sekilleri, bilgisayar beyin etkilesimi cihazlari olarak kullanilabilir. Büyük miktarlarda düzgün olarak formatlanmis enformasyonun uzun dönem hafizaya transfer edilmesi fikri egitimde devrim niteliginde bir gelismedir.

Nörofon simdiye kadar gelistirilmis en güçlü beyin yönlendirme aletlerinden biridir. Flanagan son yillarda, diger iletim modelleri üzerine vurgu ile, bu teknolojiler üzerine çalismaya devam etti. DIA’nin nörofona ilgisi vardi. Onu gelistirmek için çalismaya devam ettiler. Patrick ve Crystel Flanagan HAARP projesinin, bu radyo transmiterinin veya ionosferik isiticinin, kablosuz bir nörofon olarak kullanilabilmesinin mümkün oldugunu söylüyorlar. Bu kullanimin hangi imkanlara sahip oldugu ise çok açik.

“Real Time Brain Biofeedback” (Ayni Anda Beyin Destek Yankisi) beyin arastirmalarinda baska bir alan. Bu alan, düsünce kontrolünün elde edilmesinde yeni yaklasimlar sunuyor. interaktif beyin teknolojileri ile simdi beyin dalgalarini “gerçek zaman temelinde görmek mümkün, böylece bu aletleri kullanan bireyler bir kimse düsünürken beyin dalgalarinin grafiksel olarak neye benzedigini bilgisayar ekraninda görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri kalabaliklari kontrol altinda tutmak için ilgileniyorlar.

HAARP’in kontrat dokümanlarinda ve planlama kayitlarinda açiklanan olanaklarin, yazarlar tarafindan toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin teshiriyle birlikte dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra, elektromanyetik dalgalarin düsünce kontrolü için sundugu imkanlar apaçik ortaya çikti. HAARP iletim (transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten zihinsel fonksiyonlari degistirmek için kullanilabilir.

Dr. Delgado 1952′den beri insan beynini arastiriyor ve sonuçlarini yayimliyor. Çalismalari düsünce kontrolü üzerinde odakli. Onun ilk çalismalari bizim insan beynini anlamamiza öncülük etti. Çalismalarini 1969 yilinda yazdigi Physical Control of the Minâ: Toward a Psychocivilized Society (Düsüncenin Fi-ziksel Kontrolü: Psikomedeni Bir Toplum doilu a,dU Idtabuida. özetledi Bu erken çalisma temelde hayvanlarin arastirilmasiydi ve hayvanlarin beynine elektrod sokmayi içeriyordu. Subjesinin beyninde elektrik akimi imal ederek davranisi manipüle edebilecegini buldu. Delgado, uykudan yüksek heyecanli bilinç durumlarina kadar bir dizi etki yaratabilecegini kesfetti. Daha sonraki çalismalari kablosuz olarak yapildi. Düsünce manipülasyonu etkisini belirli bir uzakliktan, herhangi bir fiziksel kontak veya manipüle edilen canli üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado, frekansi veya kobay üzerindeki dalga formunu degistirerek, onlarin düsünmelerini ve duygusal durumlarini tamamen degistirebilecegini buldu. Ayni zamanda hükümet tarafindan kötüye kullanma olanaklari açilirken, Delgado’nun çalismalari diger pek çok arastirmaci için temel oldu.

Delgado’nun arastirmasi 1969′da CIA/OR için-çalisan Dr. Gottlieb tarafindan, bu teknolojinin mümkün kullanimlarini ararken, yeniden degerlendirildi. O zamanlarda çalismanin hâlâ ham olmasiyla birilikte, CIA Delgado’nun görüsünü psikomedeni bir topluma izin verecek teknikler açisindan paylasiyordu.

Bu süre içinde Tulana Üniversitesi’nden bir nöroloji operatörü olan Dr. Heath bu ihtimali, beyinde elektriksel tahrik (ESB) çalismasiyla gerçege yakin hale getirdi. ESB insanda zevkli ve kor-kutucu halüsünasyonlar yaratabiliyordu.

CIA’nm düsünce kontrolüyle ilgilenmesi Kore Savasi ile baslamisti. CIA bu alanda çesitli fiyaskolarla sonuçlanan arastirmalara basladi. Bunlarin bazilari üstü örtülmüs skandallardir: Kanadali vatandaslarin izinleri olamadan zihinsel olarak manipüle edilmeye çalisilmalari, binlerce üniversite ögrencisi ve askeri personel üzerinde LSD denemeleri gibi.

Delgado’nun kablosuz etkileri, CIA’nm agzini sulandiran bir düsünce oldu. Delgado hayvanlarin belirli bir elektromanyetik alanin içine konup sonra herhangi bir fiziksel kontak olmadan manipüle edilebilecegini kesfetti. Bu teknolojiler baska arastirmacilar tarafindan fark edildi ve çok hizli bir gelisme yasandi.

HAARP program menajeri J. Heckscher, HAARP içinde kullanilan frekanslarini ve enerjilerin kontrol edilebilir oldugunu ve bazi uygulamalarda 1-20 Hertz dizisinde titrestirilecegini söylüyor. Bu da HAARP’in düsünce kontrolü amaciyla kullanilabilecegini gösteriyor.

HAARP sistemi çok büyük kontrol edilebilir bir elektromanyetik alan yaratiyor ki bu, Delgado’nun EMF’si ile karsilastirilabilir. Bir nokta disinda: HAARP sadece bir odayi doldurmuyor, potansiyel olarak büyük bir bölgeyi hatta bir yarimküreyi doldurmasi mümkün. Temelde HAARP transmiteri bu uygula-mada dünyaninkiyle (ki Dr Dolego’inin kablosuz deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazladir) ayni düzeyde enerjiyi disariya yayiyor. Bunun anlami eger HAARP dogru frekansa getirilirse, sadece dogru dalga formlarini kullanarak, zihinsel ayirma, bir bölgenin tamaminda kasten veya radyo frekans iletiminin yan etkisi olarak olusturulabilir.

ein Bild

Sonuç

Basta Dr. Nick Begich ve Jeane Man-ning’in arastirmalari olmak üzere tüm arastirmacilarin çalismalari, HAARP’m pek de masum bir girisim olmadiginin isaretlerini veriyorlar. Bu görüslere göre HAARP tamamlandigi zaman ABD’nin elindeki olanaklar sunlar:

- Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak,

- Askeri ve güçlü bir silaha sahip olmak,

- Genis kitlelerin düsüncelerinin ve ruhsal durumlarinin kontrol edilmesini saglamak,

- Kendi komünikasyon sistemini gelistirip, istenilen ülkelerin sistemlerini çökertmek.

ABD’nin kirli sicili; bilimi, teknolojiyi ve bilim insanlarini nasil kullana geldigi düsünülürse ve ortaya konan deliller göz önünde tutulursa yapilmak istenenlerin bunlar olmadigini söylemek çok zor.

Etiketler: , , , , ,

Phoenix Mars’ta buz bulmuş!

Yazar: KPLN! Haziran - 23 - 2008 Yorum Yap

phoenix, mars, buz, teknoloji haber

Dünyaya en yakın mesafedeki bu gezegende su ve yaşam izi arayan aracın yaptığı bu keşif, görevin yerine getirilmesi yönünde büyük bir başarı oldu. Araçtan art arda gönderilen fotoğraflarda, yüzeyden alınan beyaz toprağın birkaç gün içinde eridiği gözlendi.

Arizona Üniversitesi’nden Peter Smith, düzenlediği basın toplantısında, “Bugün büyük bir gururla ve neşeyle ilan ediyorum ki aradığımız şeyin izini bulduk. Bu gerçekten de buz, başka bir madde değil” dedi.

Mars’ta su izine rastlanması, yaşam izi konusunda da kilit öneme sahip. Su olması, mikrobik düzeyde de olsa bu gezegende bugün veya geçmişte yaşam olabileceğine ilişkin önemli bir bulgu olarak kabul ediliyor.

phoenix, mars, buz, teknoloji haber

Mars’ın, yörüngesindeki yolculuğu sırasında hidrojen analizi yapan Odyssey uydusu aracılığıyla da, 2002 yılında, gezegenin kuzey kutbunda buz kütlesinin varlığı belirlenmişti. 25 Mart’ta gezegen yüzeyine inen Phoenix bu bulguyu, yerinde yaptığı analizle teyit etmiş oldu.

Araca alınan toprak örneklerinde haftalar boyu sürecek analizlerle buzun yapısı incelenerek jeolojik tarihi anlaşılacak, ayrıca organik madde aranacak.

Etiketler: , , , , ,

2012′de internet çökecek

Yazar: KPLN! Haziran - 23 - 2008 Yorum Yap

Komplo Teorileri

Peş peşe kurulan video paylaşım siteleri ve her gün milyonlarca kullanıcı tarafından büyük miktarda bilginin girildiği sosyal içerikli siteler interneti çökme noktasına getirdi. Nemertes Araştırma şirketinin raporuna göre internet üzerinde bulunan video içeriği bu yıl sonunda toplam internet içeriğinin yüzde 30′unu oluşturacak. 2012 yılına gelindiğinde ise bu oran yüzde 50′nin üzerine çıkacak. Araştırmaya göre internet üzerinden her ay gönderilen video miktarı 8 milyar gigabyte’a ulaştı. Bu rakam yaklaşık 2 milyar DVD’nin kapasitesine eşdeğer. Ancak uzmanlar internet üzerinden paylaşılan videoların 2012′de aylık 44 milyar gigabyte sınırını aşacağını ve interneti durma noktasına getirebileceğini söylüyor.

150 MİLYAR $ YATIRIM ŞART
Son rakamlara göre internetin en popüler video paylaşım sitelerinden YouTube’un veri tabanında 64 milyon video kaydı bulunuyor ve bu kayıtlara her gün 825 bin yeni video kaydı ekleniyor. Diğer yandan internet üzerinden yapılmaya başlanan televizyon yayınlarının yakın gelecekte HD’ye (yüksek çözünürlüklü yayın) dönüştürülmesi halinde internetin aylık taşıması gereken veri büyüklüğünü 2012′ye kadar 988 milyar gigabyta çıkarabileceği belirtiliyor. Uzmanlar internetin durma noktasına gelmeden altyapıya yönelik en az 150 milyar dolarlık yatırımın yapılması gerektiğine işaret ediyor.

Kaynak: Sabah
Eee artık korsanda son noktaya gelen internet için müstehak :)  2012 için olması beklenen 988 gb veri büyüklüğü gerçekten korkunç bir rakam… 150.000.000.000$ da az buçuk bir rakam değil hani. Ama muhtemelen gene bizim korkmamız gereken bir durum yok bence internet gitse internet 2 gelir 3 gelir 4 gelir ozamana kadar yada alternatif bir bağlantı muhakkak kurulacaktır.. Yada en iyisi netten video paylaşımını durdurmak :P ve bu çılgınlığın önüne geçmek :)


Etiketler: , , , , , , , ,

İşte gizli teknoloji

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 Yorum Yap

gizli teknolojiBilim adamları yarının dünyasında kullanılacak teknolojileri geliştirmek için olağanüstü bir canlıdan yardım alıyor. Axolotl adındaki bu hayvanın özellikleri insanın en çılgın hayallerini bile aşıyor Yakında elektrikli otolar, genetik tarım ve biyoteknoloji temelli çok sayıda ürün hayatımızda yer almaya başlayacak.

Hangi teknolojiler yeni ürünlerin önünü açacak? Acaba bu teknolojileri ilk önce kim keşfedecek. İşte geleceğin teknolojilerini geliştirmek isteyen bilim adamları yarının dünyasını tasarlamak için laboratuarlarda harıl harıl çalışıyor. Uzmanlar bu çalışmaları esnasında eski çağlardan kalma bir yaratıktan, “Axolotl” adlı bir hayvan dan faydalanıyor. Meksika ve Peru gibi ülkelerde yaşayan bu canlı sıradan insanlar tarafından pek fazla ilgi görmese de Axolotl günümüz bilim adamlarının süper starı durumunda. Zira bu 25 santim boyundaki balık çok önemli bir özelliği var: Axolotl’un iç organları veya uzuvları herhangi bir kayıp halinde kendiliğinden gelişebiliyor. Örneğin genellikle göl ve nehir kıyılarında yaşayan bu hayvan bir saldırı sonrası kuyruğunu veya bacağını kaybedecek olsa yalnızca 2-3 hafta içerisinde kaybettiği uzvu yeniden ve aynı önceden olduğu gibi yeniden yerine geliyor. Hem de herhangi bir yara izi dahi olmaksızın!

AKVARYUMDAKİ MUCİZE!
İşte günümüz bilim adamları Axolotl’un bu özelliğini insanlara da aktarmak istiyor. Eğer hayvana bu özelliği katan mucize protein bulunur ve insan vücudu için kullanılabilir hale getirilirse kaza sonucu uzvunu yitirmiş olan insanlar için yeni bir hayat başlayacak. Ayrıca kalp krizi sonrası kaybedilen kalp kasları yeniden çalışır hale gelebilecek. Aynı şekilde beyinde meydana gelen sinir tahribatı sonucu oluşan Alzheimer ve Parkinson gibi rahatsızlıklar da sinirlerin önceki sağlıklı hallerine geri döndürülmesi sayesinde ortadan kaldırılabilecek. Yapılan yorumlara göre ‘yenileme metodu’ olarak adlandırılan bu devrimsel tıp teknolojisinin başarıyla hayata geçmesi durumunda sağlık alanında olduğu gibi ekonomik anlamda da büyük fırsatlar doğacak. Araştırma şirketi Cap Gemini’nin tahminlerine göre yeniden üretilebilen insan hücresi ve organ teknolojisi 2012 yılına kadar başlı başına 200 milyar dolarlık, şu an var olmayan yeni bir ekonomik sektör oluşturabilir. Ancak gelecekle ilgili yenilikler şüphesiz yalnızca tıp sektörüyle sınırlı olmayacak. Yarının teknoloji ve ekonomi dünyasına yön verecek yeni teknolojiler daha şimdiden laboratuarlarda geliştirilmeye başlandı bile. Ancak bilinmeyeni araştırmak hiç kolay değil. Buluşların ekonomik olabilmeleri için kısa zamanda bir sonuca ve bir ürüne dönüşmesi gerekiyor.

ELEKTRİKLİ OTOLARIN DÖNEMİ
Örneğin birçok gelişmenin temelinde bulunan ve karmaşık hesapların yapılmasını mümkün kılan bilgisayar teknolojisinde de gelişmeler devam ediyor. Yapılan hesaplara göre Mevcut silikon teknolojisi 10- 20 yıl daha kullanılacak. Bu teknoloji yardımıyla son 40 yıldan beri her iki senede bir yeni işlemciler piyasaya çıkıyor ve eski nesil işlemcilerin iki katı performans veriyor. Şirketler ve ev kullanıcıları bu ürünleri alarak sektörün canlı kalmasını sağlıyordu. Peki bu teknolojiden sonra ne gelecek? Mühendisler başta silikon kristalleri ve kuantum olmak üzere yeni nesil bilgisayarlarının temellerini şimdiden atmaya başladı. Bu arada otomobil üreticileri de hızla artan rekabet baskısına karşı koyabilmek için yeni çözümler arıyor. Hızla artan benzin fiyatları ve sera etkisi üreticileri yeni teknolojiler geliştirmeye zorluyor. Diğer bir ifadeyle daha az benzin kullanan, hatta mümkünse hiç benzin kullanmayan, ve çevreyi hiç kirletmeyen araçlar gerekiyor. Avrupa Komisyonu, üreticilerden 2008′e kadar araçlarını çevreye saçtıkları zararlı gazları dörtte bir oranında azaltmalarını istedi. ABD’nin Kaliforniya Eyaleti yönetimi ise 2006 yılı sonu itibariyle satılacak otomobillerin sıfır çevre emisyonuyla yani elektrikli araçlar (hibrid) olmasını istiyor. Aynı eyalet aldığı bu karar yardımıyla 2009′a araçların çevreye yaydıkları kirli gazları yüzde 30 oranında azaltmayı amaçlıyor.

DOMATES İLAÇ OLACAK
Aynı şekilde ilaç sektörü de büyük enerji tüketimine yol açan üretim metotlarından vazgeçmek zorunda. Sektöre gelecek için umut veren yeni teknolojilerin başında ise “yeşil” genetik uygulaması geliyor. Bu sisteme göre başta sebze ve meyve olmak üzere bitkilerin genetik yapısı değiştirilerek insan üzerinde ilaç etkisi yapması sağlanacak. ‘Pharming” adı verilen bu yeni teknoloji ile birlikte bilim adamları farklı bir tür tarım sanayisinin de temelini atmış olacak. Ancak bu konuda çevreci kuruluşların itirazları da yok değil. İlaç sanayisinin mücadele ettiği bir diğer konuda korsan ürünler. Sektör bu yüzden her yıl milyarlarca dolar kayba uğruyor. Ancak üreticilerin bu sıkıntısına çözüm olarak ise yine bilişim teknolojisi yetişiyor. Kısaca RFID Radio Frequenz Idendifikation) adı verilen bu akılı etiketler korsan ürün konusuna çözüm olabilecek niteliklere sahip. Şu sıralar Avrupa’da büyük perakende zincirlerinde kullanılan RFID ürünlerin üretim aşamasından market rafına kadar uzanan zaman içerisinde geçirdiği tüm evrelere dair bilgileri tüketiciye sunuyor. Bu bilgiler üretici firma tarafından hazırlanan kodlarla akıllı etiketlere yüklendikleri için kopyalanmaları da mümkün olmuyor. Tüm bunlar biraz abartılı geliyorsa yazının başındaki Axolotl’u düşünün. Doğa aslında hiçbir şeyin imkansız olmadığını çeşitli örneklerle bize gösteriyor. Geriye kalan ise insanların bunların şifresini çözerek silah yerine fayda sağlayıcı ürünlere dönüştürmesi.

Etiketler: , , , , , ,

Maliyedeki Gizli Teknoloji

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 Yorum Yap

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, Maliye’nin elinde çok gelişmiş elektronik bir teknoloji bulunduğunu ve herkesin gelirleri ile giderlerini izleyebildiğini ancak müdahale edemediğini söyledi.

gizli teknoloji

İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, Maliye Bakanlığı’nın 2004 yılında uygulamaya aldığı Vedop - 1 ve Vedop - 2 projeleri sayesinde bütün vatandaşların, banka, nakil vasıtası, tapu, kredi kartı hareketlerini ekranda izleyebildiğini ancak yasal boşluk nedeniyle müdahale edemediğini söyledi. Arıkan, restoran ve alışveriş merkezlerinde kredi kartı kullanımının takip edilmesi sonucunda çok ciddi matrah farklarının ortaya çıktığına dikkat çekerek, ‘Bir işletmenin kredi kartı ile cirosu anında kontrol edilebiliyor ve bu yüzden çok ciddi matrah farkları olduğu ortaya çıktı. İşletme sahipleri bu duruma uyanınca kaçamak olmadığını gördüler. Şimdi herkes kredi kartı ile alışveriş yapıldığında hemen faturasını kesmek zorunda kalıyor’ dedi.

NEREDEN BULDUN

Vedop-2′nin tüm bilgilerin elektronik veri ambarı dedikleri bir yerde toplanması projesi olduğunu belirten Arıkan şöyle konuştu: ‘Tüm ekonomik veriler bir veri ambarında toplandığı zaman buradan birçok analizler yapılarak inceleme teknikleri geliştirebiliyorlar. Şu anda vatandaşların bilgilerini, banka, nakil vasıtası, tapu, kredi kartlarıyla ekranda görebiliyorlar. Yani sizin harcamalarınız ve gelirleriniz arasındaki bağı şu anda Maliye Bakanlığı çok net olarak görebiliyor ama üzerine giedemiyor. Neden gidemiyor? Çünkü yasal yetkisi yok. Zekeriya Temizel zamanında ‘Nereden Buldun Yasası’ ile ortaya konmuştu. Bu yasa kalkınca Maliye Bakanlığı’nın harcama ve tasarrufun kaynağını sorma yetkisi kalmadı. Bence süreç oraya doğru gidiyor şu anda.

‘Nereden Buldun Yasası’ tüm gelişmiş ülkelerde var olan bir yasa. Çağdaş bir vergi tekniği.’ Arıkan, ‘Şu anda hukuk sistemi uygun değil. Bu veri tabanın uygulanabilmesi için yasal altyapı gerekiyor’ dedi.

Akşam

Etiketler: , , , ,

Dünyanın Sonu Senaryoları

Yazar: KPLN! Haziran - 22 - 2008 1 Yorum

İŞTE BİLİM ADAMLARINA GÖRE DÜNYANIN SONUNU GETİRECEK 10 SENARYO
Bilim adamlarından ürperten senaryolar
“Doğal afetler bütünüyle önlenemez fakat hasarları azaltılabilir” diyen bilim adamları, dünya ülkelerini uluslararası bir “afetleri azaltma platformu”nda toplanmaya çağırıyor…

dünyanın sonu

Dünya son yıllarda ardı ardına gelen felaketlerle sarsılıyor. Türkiye bunun en dehşetli örneğini 17 Ağustos 1999′da yaşadı. Bu depremde on binlerce insanımızı kaybettik. Yine on binlerce insanın yaşamını yitirdiği Endonezya, Pakistan depremleri, Katrina kasırgası hafızalarda tazeliğini koruyor. Son olarak Filipinler’de meydana gelen heyelan yüzünden yüzlerce insan hâlâ toprak altında. Bütün bu afetlerin yarattığı felaketler herkesin aklına şu soruyu getiriyor: Dünyaya neler oluyor?
Gerçekten de dünyanın doğal dengesi bozuluyor mu? Büyük depremler, kasırgalar, mega tsunamiler, patlamaya hazır volkanlar, küresel ısınma, buzulların erimesi, hastalık yayan virüsler bunun işaretleri mi? Doğal afetlerde son yıllarda artış mı var? Teknolojik gelişmeler, insanlık için önemli bir tehdit oluşturacak mı? “Yarından Sonra” (The Day After) gibi bilimkurgu filmlerinde seyrettiğimiz senaryolar, gelecekte gerçekleşecek mi?
Bilim adamları, bu yıl da doğal felaketlere hazırlıklı olunması gerektiğini vurguluyor. Doğal afetlerin en çok etkilediği yerler, hiç kuşkusuz milyonlarca insanların yaşadığı büyük şehirler, yani megakentler. Nüfusun yoğun olduğu, ekonominin kalbinin attığı megakentlerde yaşanan doğal afetler, toplu ölümlere, salgın hastalıklara, paniğe ve krizlere daha fazla yol açıyor. Gelişmekte olan ülkelerde tablo daha da vahim bir hal alıyor.
Dizimizde bu doğal afetlerin neler olduğunu, etkilerini, artışlarındaki nedenleri inceleyeceğiz. Özellikle küresel ısınmanın iklim değişimine yol açıp açmadığını, önümüzdeki yıllarda dünyayı ne gibi tehlikelerin beklediğini ve insanlığın bunu değiştirmek için neler yapabileceğini uzmanlara sorarak, yanıtlarını bulmaya çalışacağız.
Bu dizinin hazırlanmasında bizden katkılarını esirgemeyen Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Okan Tüysüz, Prof. Dr. Mehmet Emin Özel, Prof. Dr. Ş. Can Genç, Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu, Doç. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner, Doç. Dr. Sinan Özeren, Dr. Tuncay Özışık, Dr. Mevlana Başal ve Ömer Madra’ya teşekkür ederiz.

Dünya son iki yıldır, benzeri görülmemiş yoğunlukta doğal afetlere sahne oldu. Birbirini izleyen depremler, kasırgalar, su basmaları ve seller, tsunamilerde 336 bin 400 kişi yaşamını kaybetti; 307 milyon kişi evsiz barksız kaldı ve zarar gördü.
Maddi hasar toplamıysa 252 milyar ABD dolarıyla rekor seviyeye ulaştı ve Amerikan sigorta şirketlerini zora soktu. Bu maddi hasarın en büyük bölümünü ise, 125 milyar ABD dolarıyla Katrina kasırgası oluşturdu.
Birleşmiş Milletler’in doğal afetlerin azaltılması için çalışan biriminin (UN/ISDR - United Nations International Strategy for Disaster Reduction) ocak ayı sonunda açıkladığı can kaybı ve maddi hasar rakamları, acı bir gerçeği daha ortaya koyuyor: Canını en çok kaybedenler, yoksul bölgelerde yaşayanlar.

Tony Blair’in girişimiyle
Bilim adamları doğal afetlerin bütünüyle önlenemeyeceklerini, fakat hasarlarının azaltılabileceğini belirterek, dünya ülkelerini uluslararası bir “afetleri azaltma” platformunda toplanmaya çağırıyor.
İngiltere Başbakanı Tony Blair’in girişimiyle, Hint Okyanusu’nda meydana gelen tsunaminin ardından kurulan ve İngiltere’nin en önde gelen akademisyenlerinden oluşan Doğal Afet Çalışma Grubu (NHWG - Natural Hazard Working Group), “Dünya bilim adamları bir araya gelelim, bilgi ve öngörülerimizi paylaşalım, hükümetler üzerinde yaptırımımız olsun, tek elden felaketleri önleyelim” önerisini getiriyor.
ABD tarafından önerilen Küresel Dünya Gözleme Sistemi Sistemleri (Global Earth Observation System of Systems) de, bu yönde oluşturulmaya çalışılan diğer bir uluslararası kuruluş.

Ekonomik kayıplar arttı
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na göre, artık afetlerden daha fazla etkileniyoruz. Kadıoğlu, bundan, büyük oranda yüksek nüfus artışı, göçler ve plansız şehirleşme, çevrenin tahribatı ve küresel iklim değişiminin sorumlu olduğunu belirtiyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Şükrü Ersoy da, özellikle 1960′lardan sonra büyük afetlerin sıklığında artış gözlendiğini vurguluyor. Can kaybının 100′den fazla olduğu olay sayısında ve afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplarda da ciddi bir yükselme olduğunu anlatan Ersoy, “Ülke milli gelirinin düşük olduğu yerlerdeki afet sayıları ve insani kayıplar çok fazla. Yüksek gelirli, gelişmiş ülkelerin afet sayıları ve insani kayıpları ise azalıyor” diyor.

10 mega felaket
Peki dünyayı bekleyen ve bilim adamlarını en çok endişelendiren, sadece meydana geldikleri ülkeyi değil kıtaları etkileyebilecek, hatta “dünyanın sonu” anlamına gelebilecek en büyük doğal tehlikeler neler:
1. Küresel ısınmanın önünün alınamaması
2. İspanya’daki Kanarya Adaları’nda, La Palma’daki “Cumbre Vieja” yanardağının patlaması ve bunun yol açabileceği megatsunami
3. Süper-volkan (50 bin yılda bir rastlanan devasa yanardağ patlaması)
4. Büyük bir gökcisminin dünyaya çarpması
5. Hipernova (uzayda karadelik oluşturarak patlamış büyük bir yıldızın gamma ışınlarının dünyaya çarpması)
6. Dünyadaki ekonomik dengeleri altüst edecek büyük bir deprem
7. Tacikistan’daki Sarez Gölü’nün üzerindeki doğal barajın çökmesi
8. Küresel salgın hastalıklar
9. Telomer (kromozomları koruyan kapakçıklar) aşınması
10. İnsanlığın ölümsüzlüğü ararken robotlaşması

Hiç bu kadar ısınmadık!
Eskimolar, Kuzey Kutbu buz kütlesinin yavaş yavaş yok olduğunu görüyorlar; Güney Amerika’da ve Asya’nın güneyinde yaşayanlar çok büyük fırtınaları ve selleri, Avrupalılar ise orman yangınlarını ve öldürücü sıcak dalgalarını yaşıyor. Çünkü dünyamız bin yılı aşkın süredir, geçen 30 yıl içinde ısındığı kadar hızlı ısınmadı.

Buz fırtınaları ve seller
Önümüzdeki yıllarda, okyanusların da ısınmasıyla kasırga, tropikal fırtına, tayfun, hortum, buz fırtınaları, yıldırımlı fırtına ve sel baskınları şiddetini giderek artıracak. Bilim adamları, bunun en büyük nedeni olarak küresel ısınmayı gösteriyor.
Küresel ısınma, basit tanımıyla, atmosferde bulunan karbondioksit, su buharı, ozon, metan, azotoksit ve klorofolorokarbon gazlarının miktarlarındaki artış, dünyadan atmosfere geri yollanan güneş ışınlarının daha fazla tutularak yeniden atmosfere yayılması ve bu da, ortalama sıcaklığın artması anlamına geliyor. Bilim adamları, gelecekte yerkürenin sıcaklığında yaşanacak 1.4 - 5.8 derecelik artışın yol açacağı sonuçları öngörebilmek için çeşitli iklim modelleri geliştirmeye başladı.
Bu nedenle birtakım adımlar atılmaya başlandı. Kyoto Protokolu bunlardan biri. Gelişmiş ülkelerin, sera gazı salınımlarını 2008 - 2012 döneminde 1990′daki düzeyin ortalama yüzde 5 altına indirmeyi kabul ettikleri bu anlaşmayla, küresel ısınmaya çözüm olabilecek çareler bulunmaya çalışılıyor.

Etkili 30 afet

Prof. Mikdat Kadıoğlu, dünyada etkili olan 30 çeşit doğal afeti önem sırasına göre şöyle sıraladı:
Kuraklık, tropikal siklon, bölgesel sel ve taşkınlar, deprem, volkan, orta enlem fırtınaları, tsunami, orman ve çalı yangınları, toprak şişmesi, deniz seviye değişimleri, buzullar, toz fırtınaları, heyelan, kıyı erozyonları, çığ, yerin yavaş yavaş kayması, tornado, kar fırtınası, kıyı buzları, ani seller, sağanak yağışlar, yıldırım çarpması, kar tipisi, okyanus dalgaları, dolu fırtınası, donan yağmur, kuvvetli rüzgârlar, toprak çökmesi, çamur ve dağ döküntüsü akışı, kaya düşmesi

MİLLİYET

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,